Güneş doğar mı Gazze’ye bir sabah?
Çocuklar güler mi, anneler bir oh çeker mi?
Yerle yeksan olmuş evlerin ardından
Bir ezan, bir ninni yükselir mi?
Toprağa düşen her can bir yıldız mıydı?
Yoksa sönmeye yüz tutmuş bir umut muydu?
Bir annenin gözünden akan yaşlarda
İnsanlık, aynaya bakar mıydı?
Bir kuş geçer mi semadan habersiz?
Yoksa o da korkar mıydı füzelerden?
Bir yetim başını okşar mıydı rüzgar,
Bir taş vicdanı sızlatır mıydı yeniden?
Bebekler kundakta değil, kefende büyür,
Oyuncakları top değil, bombadır.
Bir masal anlatılmaz artık geceleri,
Çünkü masallar da susmuştur artık.
Yıkıntılar arasında bir sandalye kalmış,
Üzerinde bir mendil, bir de anne kokusu.
Gözyaşıyla yoğrulan her dua
Göğe çıkar mı bilinmez, ama yakarır:
“Ey Kudret Sahibi! Gör bizi, duy bizi!”
Bir ressam çizer mi artık Gazze’yi?
Renk yok, fırça yok, kan var ve küller.
Şairin kalemi kırılmış, dili susmuş,
Çünkü kelimeler de utançtan dökülür.
Küçük eller göğe açılır, yürek titreyerek,
“Gazze’de ölüm, şahadetle gelen bir şereftir.”
Bir çığlık yankılanır gecenin koynunda,
Ve dünya sağırdır, dilsizdir, kördür.
Bir hançer gibi saplanır zulüm vakti,
Takvim bile utançla döner sayfasını.
Gazze bir yangın, Gazze bir suskunluk,
Gazze, insanlığın mahşer aynası!
Bunca acıya sessiz kalan yürek
Taş değilse nedir söyleyin?
Bir çocuk düşerken annesinin koynunda,
Hangi kitap susmayı emreder?
Ve şimdi soruyorum bir kez daha:
Güneş doğar mı Gazze için sahiden?
Yoksa her gün batarken bir umut daha
Kan rengine boyanıp batıyor mu yeniden?
Ya Rab, aç gönlümüze bir Nur kapısı,
Aksın Gazze’ye Rahmet’in ırmağı.
Kudüs’e serinlik, çocuğa bir kucak,
Zalime karşı indir adaletin ancak!
Uyandır ümmeti gaflet uykusundan,
İmanla dirilsin her yara, her yıkımdan.
Sen ki, merhametlilerin en Rahîmisin,
Ver ümmete cesaret, zalime karşı dimdik bir siper ey Kerîm, ey Rahman!
©mahbube
M