H

Hancı

Sevda rüzgarları çekerken hüzün bulutlarını ağlaması için,
kanadı kırık bir kuş gökyüzüne bakıyor hasretle.
Sarp kayalıkları döverken dev dalgalar tüm şiddetiyle,
gönül gemisi yara almış su sızıyor içeri, batacak karanlık denizde.

Kervan geçmez yolu bilinmez bir handa oturmakta sarhoş hancı,
in ve cinle dost olmuş, doldurmuş kadehini onlara anlatıyor derdini;

Hayat bir zamanlar gözlerinde yaşadığım sonsuz cennetti,
kül olmuş kalplerin külleriyle dolmuş cehennem şimdi.
Dört mevsimden başka beşinci bir mevsimim var harici,
güneş hiç doğmaz bu mevsimde her taraf buz gibi.
Kızılımsı sisin içinde görünen tek şey kapkara bir ufuk çizgisi,
etrafta yanmış bir özlem kokusu var her nefeste zehirliyor içimi.

İzlerken bir zaman penceremden huzurla kar tanelerinin el ele düşmesini,
şimdi yıkık evimin olmayan kapısından hasret fırtınası dalıyor içeri.
Sonsuz sorularda ararken cevaplarımı, anılarım yapıştı zihnime bir kene gibi.
Boş duvarlarla konuşuyorum artık onlar dinliyor yalnızlığımda derdimi.

Yaş akmayan gözlerimden yaşlar akıyor içeri gönlüme doğru,
ve dünyamın yönü her gün biraz daha kayıyor ölüme doğru.
Ömrümün takvim yapraklarından eksilirken günler azar azar,
kapanmayan yaram daha da büyümekte, yaramı dağlasam neye yarar ?

Bugün de yaşarmış gibi yaparken yalancı maskem yüzümde,
söküp çıkarmışım atmayan kalbimi tutyorum ellerimde.
Aklını kaybetmiş avare bedevi misali dolaşırken sensizlik çöllerinde,
ölümün ayak seslerini duyuyorum yalnızlığımın hesap gecelerinde.

Ağladıkça daha da alev saçar gözlerimden çıkan kanlar,
ve daha derine iner göğsüme sokulan paslı keskin kılıçlar.
Neden azad etmiyor ki beni zalim pişmanlıklar ?
Ya geri versinler bana güneşimi ya da artık canımı alsınlar...
©huscan85