Bir sabah uyanırsın,
cam buğulu,
rüzgar eski bir şarkıyı fısıldıyor…
Ve sen bilirsin:
bu sesin bir yeri var sende,
çoktan gitmiş, ama hiç terk etmemiş biri gibi.
Hatıralar,
sessiz konuklardır kalbimizin kıyısında.
Kapı çalmazlar,
çünkü hep içeridedirler.
Bir fincan kahvede,
bir sokak lambasında,
gölgesi düşmüş bir çocukta yaşarlar.
Sen unuttum sandıkça,
onlar büyür içinin karanlık yerlerinde,
bir çiçek gibi değil,
bir taş gibi—ağır, derin,
yerinden oynatılmaz bir sabırla beklerler.
Bir gülüş,
hiç duymadığın bir koku,
rüzgarda savrulan eski bir söz…
Ve zaman ansızın geri sarar.
Kalbin, yıllar öncesine düşer,
daha kimse gitmemişken,
herkes olduğu yerdeyken…
O an,
anlarsın aslında hatıra dediğin şeyin
unutulmuşlukla değil,
yaşanmışlıkla ilgili olduğunu.
Ne çok şey kalır geride,
dönüp bakmasan da…
Ve en sonunda,
insan anılarında yaşar biraz,
orada ağlar sessizce,
orada tebessüm eder kırık bir huzurla.
Çünkü bazı anlar geçmez,
onlar yanlızca susar.
©bahardalı
B