Uyandım, zamanın önemini kaybettiği sabah saatlerinde.
Tenimi sızlatan ateşini hissettim, perdenin arasından sızan güneşin.
Yürüdüm dar koridorda, rüyamda yediğim korkunç dayağın kan tadıyla.
Selam verdi aynadan yansıyan kendime, yalnız yaşamanın acı tebessümü.
Tek tek çaresizce dolaştım yine, soğuk terler döktüğüm rutubetli odaları.
Sert küf kokusu tokat gibi dokundu ciğerime, ölüm korkusunun.
İçimde kalan birkaç dirhem duygu hissinin ufak izlerini canlandırmak arzusuyla, dokunaklı şiirlerin ıssız mısralarını hayal ettim zihnimde.
Dengesiz attığım adımların dengesiz bedellerini ödedim, hayat yolunda.
İnfazını seyrettim, dağılmış küçük bir ruhun, savunmasız ve çaresiz hislerin.
Uzaktayım mutluluktan, en son mutlu olduğum günü anımsayamayacak kadar.
O yüzden günlerdir düşlerim, daha az mutsuz olduğum sayılı günleri.
Boğazıma takılan kelimeleri geçirmeye çalışıyorum, ucuz şarabın iğrenç tadıyla.
Yorulmuşum, hayatın sert zeminli yollarında taciz edilmekten, her umutsuz günün sabahında.
Ama hala daha aciz haldeyim.
Geçiremeyecek kadar bir düğüm halatı.
Açlıktan belirginleşmiş boğazımın ortasına.
Özledim renksizliğinden şikayet ettiğim hayatımın, siyah beyaz günlerini bile.
Sokaklarım, artık izlenmeyecek kadar siyah, görünmeyecek kadar beyaz.
Bitirmiş çoktan umut, nöbetini bu sokakta.
Şimdi karamsar orkestranın senfoni zamanı.
©mageenkon
M