H

Hazreti Ali ve Yoksul

Akşam güneşi batarken, hurma bahçesinde,
Hazreti Ali çalışmış, dökmüş terini deryaya.
Yorgun bedenine rağmen, kalbi sevgi dolu,
Yüklenmiş deve sırtına hurma, dönerken yuvasına.
Kamber çekiyor dizgini, devenin ağır ağır,
Medine'nin sokaklarında ilerliyorlar beraber.
Bir ses duyuluyor aniden, kalpleri titretiyor,
Bir dilenci yakarıyor, elini açmış yalvarıyor.
"Ne olur Allah rızası için," diyor dilenci fısıltıyla,
"Bir avuç hurma verin, açlığımı bastırın lütfen."
Hazreti Ali duyuyor sesi, kalbi merhametle acyor,
Kamber'e dönüyor soruyor, "Ne istiyor bu yoksul?"
Kamber eğiliyor, fısıldıyor Efendimize,
"Hurma istiyor Ya İmam, açlığını bastırmak için."
Hazreti Ali'nin yüzünde bir tebessüm beliriyor,
"Ver ona Kamber," diyor, "hurma verelim bol bol."
Kamber uzanıyor çuvala, hurma avuçlamak için,
Fakat birden aklına geliyor, Efendimizin sözleri.
Çuval da devenin üzerinde, deve de yolda Kamber'le,
"Acaba Efendimiz," diye düşünüyor Kamber, "deveyi de mi verecek?"
Korkuyor Kamber Efendimizden, tereddütte kalıyor,
Acaba ne diyecek, "Deveyi de ver," diyecek mi?
Sessizlik çöküyor etrafa, kalpler atıyor hızlıca,
Kamber uzanıyor tekrar, avuçluyor hurmayı bolca.
Hazreti Ali gülümsüyor, Kamber'in bu halini görünce,
"Kamber," diyor, "doğru düşünmüşsün, aferin sana."
"Sadece hurma değil, deve de onun olsun," diyor Efendimiz,
"Yardımlaşmak ve paylaşmak, işte İslam'ın temeli."
Kamber uzanıyor deveyi dizgininden tutuyor,
Dilenciye veriyor, gözlerinde sevinç pırıltısı var.
Hazreti Ali'nin cömertliği, kalbini ferahletiyor,
O gün Kamber de öğreniyor, yardımlaşmanın güzelliğini.
©hasanbey.