E

HİKMET

Anlam yüklediğim, kelimeler mi! Yoksa insanlar mı! Diye düşünüyorum uzun zamandır. Ya da benim yüklediğim anlam mı çok kiymetleniyor gözümde bilemiyorum. Insan kelimelere aşık olur mu? Ya da kelimeler büyüler mi insanı? Her an yeni manalar yüklendikçe aynı kelimelere beynimde, bazen söyleyenler küçülüyor, bazen kendimi yitiriyorum...
"hikmete râm olmak" geçti bian zihnimden; ilk söyleyen bilerek söylemişte sanki, sonraları her alışılanda olduğu gibi üstünde durulmadan yerdeki çamura batmış altın gibi farkedilmeden israf edilmiş söylenirken...
Ötelere uzanan tek duam oldu bugünlerde 'hikmet'. Yanan yüreğim oldu, sevdam oldu, ulaşılmazım oldu...
Sevdama (hikmete) emek verdiğimi zannederken kaybetmişim aslında... boşuna geçen zamanda akıp giderken gafletim örtmüş üstünü ve ben gaflet ninnilerinin fısıltılarıyla derince bir uykuya dalmışım. Fısıltılar yükseldikçe içimdeki içten arayıştı belkide yeniden uyanmak için çabalayan!!!! Kim bilir yeniden Uyanmaya çalışmakta zaman alacak belkide bunca sersemligin üstüne...
Ama ruhun dirilmeye çalışması en diplere düştüğü anda başlıyor madde aleminin zıddı olarak ilginç bi şekilde. Beden gücü bitince son bulur ölümle ancak ruhun besinidir adeta acı... Bu yüzden belkide en çok batanlardır tarihe adını yazanlar... ruh ve beden.... iki zıtlığın birbirini inadına (savaşla) birlikte, götürdüğü birliktelik. Bu savaşın galibinin kazananı belli!!! Aslında Kazanmak denen şey ruhun gidebildiği son noktada, KULLUK!!! olmayınca hangi kazanctan bahsediyoruz. Zannedilen kazançlar değil mi aslında bizi biz olmaktan çıkaran... heran yoklayıp durulması gereken iç alem.... küçücük dünyam alemi içine alan.... içine aldıklarım kadar hiçliğe adım atışım aslında ve işte "bu kadar bile değilsin" diyebildiğim halsizlik halim.... yeniden bitiş ve yeniden çıranın yanması... hayrolsun akıbet ne olur Allah'ım....
©erkutahmet