Hurda toplayan adam, bilmez değerini mücevherin, Paslı metalin parıltısını, sanar altın gibi her şeyin. Gözleri körleşmiş, ruhu yoksullaşmış, Gözüne görünmez, kalbine ulaşmaz, gerçek güzellik.
Yerlerde yatar nice inci, nice zümrüt, O ise görmez, basar üstüne, kör ve mutsuz. Hurda yığınları arasında kaybolur ömrü, Bilmez ki, varmış yanında, paha biçilemez bir hazine.
Bazen bir mücevher gelir karşısına, Parlar güneşte, parlar ay ışığında. Ama o sanır hurda, alır eline, Atar bir köşeye, değersiz bir şey sanarak.
Geçer yıllar, akar ömür nehir gibi, Hala kör kalır hurda toplayan adam. Anlamaz ki, o mücevher, ona yeterdi, Bir ömür boyu mutluluğu satın alırdı.
Bazen insan kendi kendine hapseder kendini, Bilmeden, farkında olmadan, kör eder kalbini. Zenginlik varken elinin altında, yoksul sanar kendini, Hurda gibi yaşar, mücevher gibi bir hayatı kaybeder.
Uyanalım uykumuzdan, açalım gözlerimizi, Bakalım kalbimize, ne var içinde, ne gizli. Belki de biz de hurda topluyoruzdur ömrümüzce, Belki de yanı başımızda yatıyordur paha biçilemez bir hazine.
Arayalım içimizde o mücevheri, Temizleyelim pasını, parlatalım ışıltısını. Görelim ki biz de zenginiz, biz de güçlü, Hurda gibi yaşamaktan kurtulalım, mücevher gibi bir hayat yaşayalım.
©hasanbey.
H