A

İki Uzak...

İki uzak gittim durduğum yerden.
Bir uzak
Gece karanlığında
Ölümü vuku bulmuş bir adamın
Yazılanlara ve silinmişlere okuduğu isyanla konuşuyor
'İşte geldik' diyor 'işte gidiyoruz'
Ne kadar sonradır ölümü sözünün arkasında duruşuna
Et ve kemikle capcanlı dirilen kanıt biz bilmiyoruz.
İki uzak gittim ben olabildiğimce yerden.
Gecenin karanlık yüzünden kurbanlık makamında
Etinden derisi sıyrılarak
Seslerden toplanmış bir ölü giriyor pencereden.
Bir hırsız ne ki kararsız.
Pencere dışa mı yoksa içe mi kapanan mahsen?
Ben halihazırda iki uzak gitmişken
Kesiliyor sesler.
Nasıl ki aniden ölmüştü adam ölüyor yine aniden titreşimler.
Kanatlılara kesin engel
Fakat
Eksiği vücut olan bir bağla doğduğundan kolayca
Karışıyor birbirine yine sesler.
Ve hırsız.
Bu defa tanınmış çehresiyle alışılmış yüzüyle bir kadın.
Kırılgan fakat kırılmaya aldırmayan
Kırılsa da dağılmayan,
Dağılsa da bozulmayan naif sesiyle dolaşıyor odada.
Üç duvara çarparak
Işıktan yarar görmezken yaralanıyor sesle gören yarasa.
İki uzak gittim ben
Dışarıda karanlık besleyen tasmaya hakim gece,
İçerde sürünen sürüngen bir aydınlık
Tam ortada heybetiyle gardiyan duruyor tülde beyaz boyanan pencere.
İki uzak gittim ben toplasan bir sayılmayacak gitmekle
İki kainat doğurup göbek bağını kesti sonra iki uzak
Ayırdı çekirdeği, hücreyi
İlk ve son defa çınlayan,yankısı azalan sesle.
Ne varsa hepsi dün ağacında asılı kaldı bu nedenle...
aliyeşil