İnancın odaları penceresiz,bu gece de.
Işık yok...
Yalnızlık, sereserpe uzanmış meşeden bozma bir sedire;
yolunu gözlüyor umudun,yine...
Beklemek şimdi en derin yara.
Üstelik şifası yok gibi...
Sarhoşluğu bedene mahsus sananlar ahmaklık ediyor,
ruh da geçebilir ansızın kendinden.
Sessizce ölebilir yürek gün batımında,
ya da doğabilir sabahına yeniden güneşle...
Hasılında öğrendim bende;
hiç yaşamadan daha,
ölümü tadabiliyor insan;
tüketilen her solukta...
Öyle bir yansıması ki bu hiçliğin;
Varken bile,varlığını ispat edemiyorsun hiç kimselere.
Lüzum da duymuyorsun bir yerden sonra.
Zira gerçeklerin koynunda acıyla kavrularak kabulleniyorsun herşeyi nihayetinde;
Ağlasaydın silmeyeceklerdi göz yaşını, bağırsaydın işitmeyeceklerdi,
ölseydin dahi ağır ağır tam önlerinde; onu da görmezden geleceklerdi...
Bunlar gören kör,işiten sağır çünkü... Yağmuru su sananlar, rahmet nedir bilmeyenlerdir bunlar.
Nankörlüğün beden bulmuş hali,mayasız ekmek gibi, yüreği kurumuş insanlardır...
Vurdumduymazlığın, formaliteden dikilmiş heykelleridir sanki.
Cansız, kalpsiz ve soğuk balçıklar...
Umut küsüp terketti ya hepimizi,
Sevmeleri unuttuğumuzdan beri,
Ondandır belki;
İnancın odaları penceresiz
ve ayaz tutmuş dört yanımızı
artık ; her gece...
©melikedoğn
M