Çelikten köşklerde yalnızlığıma
hikayeler anlatırdım bazen ağlamak yerine
nedir yalnızlık
soruyor, odanın sağ ücra köşesinde
“hayatında birinin olmaması değil
birinin hayatında olamamaktır”*
diyor o da bir otuz yıl öteden
o hâlde kime anlatmalıyım
kimi güldürmeyi denemeliyim diyorum bense
sallanıp dururken ortada çift kişilik sıkıntım
ipek örtüler serip bekliyorum, biraz da baygınım
biri gelecekti oysa ben kimdeysem
o gelecekti ve ben ona
nasıl beklediğimi nerede beklediğimi
masa örtüsünün rengini nasıl seçtiğimi anlatacaktım
sevdiğim tek bir renk yok ama ben seçtim
sen bunu biliyor musun ben kararsızım ama sende karar kıldım
bilir misin benim gerçeğim yalan ama ben tam bugün düşlerden sıkıldım
ben tek kalmaktan korkarım ama hep övgülerle süslendi yalnızlığım
ben bir sabah kuşuyken gece uçmaya çalıştım
ben yalan söylemeyi sevmem ama hiçbir şiirim doğru değil
yüreğim nerede bazen unutuyorum birinin eli göğsümdeyken hatırlıyorum
çabalamaktan nefret edip kendimi dünyanın içinde buluyorum
suale muhtaç bir bedenle uyuyup uyanıyorum
biri bana yap demeden hiçbir şeyi yapmıyorum
kırılıyorum umursamıyorum
hissedemiyorum umursamıyorum
anlatıyorum umursanmıyorum
yarınlara uyanmak için hep
bugünün kötülüğünü unutmak istiyorum
sen gel diye bekledim sen o beklediğim misin
değil misin yoksa ben kimi bekledim
dinleyecektin beni ve ben o'yum diyecektin
ben her gün yazacak her an yazacak
her an sevecek her an gülecek
hep anlatacaktım
sen nasıl o'sun
diyecektim
neyse ki masamın örtüsü kirlendi
ve ben sana nasıl seçtiğimi anlatamadan
bir melek gelip
masamın örtüsünü çalıp gitti.
©
©argadini
A