İnce telden
Çalmaya başlamıştım uykumu.
Esamesi okundu son mektupların.
Kedi tüyleri
Eskisi gibi huzurumu kaçırmıyor.
Yalnızca gül kurutmak,
Beyhude geliyor yokluğuna..
Acılar içinde
Baş koyduğum yastıkta,
Uyuyor sanıyorlar beni.
Benim bu hayatın iplerini bırakmış,
Yeni bir güne sebebi olmayan bedenime
İnadına yorgun diyorlar.
Hâlbuki ölü o.
Ve ölüler yaşamaz yokluğunu,
Pişmanlığını hissetmezler sokakların,
Karanlıkla hemhâl olmaz bilekleri...
Mızıkacılar insanları dünyaya bağlar
Bunu biliyorum artık.
Kurşun kalemin bıraktığı izi
Kurumuş ekmeğin tozları temizler.
Öyküsü kırpıştırıyor yaprakları.
Onlar yokken tırtıllar yıkar onları,
Salyangozlar ölmezse
Böcekler evsiz kalır.
Bunu da öğrendim ya bugün
Ölsemde hâr yemem...
Hiçbirimiz mâsum değildik.
O gün Leyla olmanın bir ağırlığı,
Mecnun olmanın gökte bir hesabı vardı.
Üzerimizdeki tatlı yorgunluk,
Dilimizdeki içmişlik,
Yalandan büyük sarhoşlukla,
Kalbimizden dökülürcesine
İtiraf etmiştik.
Çünkü sözlerin,
Pek bir mağrurluğu yoktu şimdi.
Durgun bulut bizi hiç yalnız bırakmazken,
Çiçeğinin şansına o gün,
İnzivâdan çekilmişti yağmur.
Mavi ile kırmızının hârbini,
Vişneçürüğü kazanmıştı.
Geriye pembesi kalmıştı.
Ne âlâ bir gündür şimdi bayır kızına...
Bedelini ödercesine,
Ayrılıkta mesken Kanlıca'ydı.
Gidişin delikanlıcaydı.
En çokta eli-kanlıcaydı.
Gövdesi yeşil kokan
Telli Kafur ağacı...
©aspidistra
A