_

KAN VE TIRNAK

Kamburlaşmıştı gitgide,
Geçmişimin elinden kırmızı zaman.
Bir yıpranıştı ateş odun için,
Bir kıvranış, ölüm..
Ve çatırtılar kökünden gelen.
Kollarında yaralarını deşiyordu kanlı tırnaklarıyla.
Satırlar geçmişti üstünden teninin.
Ellerinde yokmuş gibiydi başka eller,
Rüyalarında gizli düğümler.
Kahvelerde cesedini tütsülerken,
Farkına varmıştı çevresinde olduğunun;
Kavrayan göğsünü parmaklarıyla sıkıntının.
Uyan kızgın güneş gibi ey gölgesi yabancı;
Uyan ve gürültü yap.
Çık içinden karanlığın,
Tut ensesini kanlı tırnak sahibinin.
Ne zamandır uykum titreyişindedir dudaklarının.

Peki ne haldedir şimdi bahçen;
Kıvranıyor mu ilk bahar rüzgarı,
Yaralı parmakların arasında.
Kuş yaşıyor mu içinde avucunun.
Köreliyor bu lanet bellek çağrısı,
Olanaksız hatırlamak o saatleri.
Hayır ben arıyorum şiirimi imgelerinde,
Hatıralarda ve beliren sessizliğinde.
Ve kanlı tırnak sahibinin gözlerinde;
Aynalarda ve ve ve...

Yaklaşmadan kıyıya ışınları güneşin,
Bulanmayacak elim yaşama.
Kırılmayacak bileklerim gözlerimden içeri.
Çekmeyeceğim bunu sırtımda.
Anla beni tırnak sahibi,
Yenilmemeliyim henüz içindeki karanlığa;
İçimdeki karanlığa.
Kırdım güllerin saplarını,
Kanatamaz dikenleriyle aşkı.
Kızgın olanın çiçekleriyle,
Gel baharı kutlayalım.
Ey büyük kelime,
Asıl dudaklarıma.

"Lazım bir ömür daha;
Ölümümüzden sonra.
Zira süren ömrümüz
Geçti umutlanmakla"