Bir kaşık suda boğup bedenimi
Nehrin kollarına attıktan sonra
Ümit için kibrit çaksam yanar mı?
Yudumlayıp baldıran kadehini
Dar ağacına asıldıktan sonra
Nar ağacının dibine gömsem başımı
Gücenir mi kara gül?
Tadılmamış bir günün ortasında
Çaresizliği yudumlayan binlerce göz
Alevleri gizleyen masmavi duman
Ve son nefesinde toprağın emzirdiği kara gül
Kaşları çatık, bakışları şuursuz
Nefesi yorgun bir bebek gibisin.
Tabiatın tamamı
Bu sesler güruhunun kollarına teslim
Çünkü ölüm dirim meselesi bu yangın.
Ve çiçeği burnunda bir baharın
Mâtemidir bu küller.
Kara gül
Parmaklarımın bereketini okşayan
Körpe bir kuzu gibi göğsümde büyütüp,
Geceleri uyurken
Evladı kuş olmuş bir annenin
Göz yaşlarına karışan bir âh misali
Göğümde sakladım seni.
Ve ben belkide
Yıllarca hasret kaldım kokuna...
Ama aniden belirip
Ve sonra yiten bir bulut değilsin sen.
Sen o sabahın ruhumuza işlediği huzur, Ustanın çırağa küstüğü bir gecede
Umut gibi yeşeren zeytin dalı değilsin.
Arzuları boğazında düğüm düğüm kara gül Senden sonra tutunacak bir dalım kalmadı
Ben senin dikenine bile razıyken,
Bir kez seni koklasaydım,
Vazgeçerdim ölüm çiçeğinden.
Lâkin sen tuzladın yaramı,
Bir uygarlık gibi eskittin gökyüzünü
Tek kıvılcımla hasım oldun Semender'e
Ve yağmurunla güneşimi söndürdün.
Yaralı bir ağustos böceği
Ekmek parası uğruna ter dökerken
Senden bana geriye
Külleşmiş bir yürek kaldı
Varlığın ümit ise kara gül
O zaman ben ümidimi kestim bugün.
Kılıç gibiydi sonbahar.
Acım yetmezmiş gibi
Bir kül tablasını daha göğe uğurladık.
Kuşlar evham kesiyor yuvasına,
Sen yandın
Yandın amma
Bir gün kur
Bin gün gurur yaptı mevsimler.
Anladım o gün
Yangından mal kaçıramamak bu olsa gerek.
Hudutsuzdum, yorgundum
Yangından sonra yağmura bir gün,
Ben sana toprak gibi muhtacım
Alacağın olsun kara gül...
©aspidistra
A