A

Karanlığın hazin öyküsü

Anlatamam şimdi,
Bu gece nasıl kara, nasıl sert.
Kurşun bile eriyipte geçemez yüreğinden
Cehennem ateşi bürür yastığını,
Cenneti dahi koklayamazsın düşünde.
Küçük, acemi
Çiçeksi ve çocuksu bu adına yazdıklarım.
kKazıyarak geldiklerim gökte bulut,
Aldanma.
Yemyeşil bir ağacın ,
Kurumuş dalıdır benim şansım.
Şimdi ben hapisliğim,
Bu demir kokusu çok ağır
Lafım yok,
Şükür ki başımı sokacak yerim var.
Yalnızca geceleri
güneşi özlüyorum...
Beni öldürseler
Mezar taşıma ağlasalar keşke.
Hayasız bir kavgada bıçak çekseler,
Kaybolsam güz ayında
ümidini kesseler.
İşte o sigaraya dert ortağı olmuşlar,
Nasıl hırçın, nasıl kibrit çakarlar.
Delikanlı bir çiçeği koklarsın,
Dağ, bayır söker tenini
Ak ve esmer kızlar dizilir avlulara.
Çünkü sonu gelmez bir hayal kırıklığının
Yaş almayan bir kayboluşun beşiğidir bu şehir.
Tez kayboldum gecenin koynunda,
Aklımı fikrimi kıyıya verdim.
Tüm benliğimi denizin kuytusuna koydum ben.
Koca bir rafta toz alımış kitap gibi eskidim,
Unutuldum.
Bir karanlıktır adım adım tutturdum.
Bilirim ya,
Ne güneşi balçıkla sıvayabilirim
Ne de ışığa tahammül edebilir.
İşte bir şiir boyu
Benimki de lafla peynir gemisi.
Dağlar, dağların ardı
Gölgesiz, kalpsiz kuşlar,
Bir gök boyu panayır.
Ve haybe bu sözler,
Haybe bu kararmışlık.
Ben bir şiir kenarından el uzattım sizlere
Hasretim sanadır fukara,
Sanadır nazlı çiçek.
"İnceldiği yerden kopsun"
Ne acı söz...
Kavuşmak iklimindeyken,
Bir başka bahara ertelemek ümidi
Ne acı...
Tıpkı bir insanlık gibi tükettik kelimeleri
Şimdi üç mumluk bir gecem kalmışken,
Kocaman bir dolunayı eskittim kollarımda.
Ve ben kara toprağa tenimi ezberlettim.
Şimdi siz yokken ,
Bu memleketin göğsüne gömsem yüzümü.
Bir bıçakla kanatsam ümidi
Yaksam canını.
Ama nerde yürek,
Nerde cesaret.
Bir hapisane camına konan kar kadar tedirginim,
İnanmazsınız.
Çünkü ben kurtulamadım.
Medetsiz,
Ağzı bozuk bir gecenin ayazından...
©aspidistra