Göğüs kafesime hapsettiğim hikayemin başlığını koydum bu gün..
Önsözü olmayan fakat okuyanı son sözlerine zincirleyen hikayemin adı "karanlıksız gecem" oldu..
Saçma değil mi gecenin karanlık olmayışı..?
Hikayemin adının hakkını vereyim bir kaç bukle söz salatası eşliğinde..
Sevdada kaybetmiş, ama buhranda kazanmış bir ressamın elindeki fırçaya tuval olurdu eğer resmonulsa idi bu hikayem...
Neden mi?
ÇÜNKÜ...!!
Gecemi onun kokusu aydınlatıyor..
Onun sesi dönüyor duvardan duvara
Ve onun hayalî parlıyorken en zalim karanlıkta
Nasıl kalınabilir ki kör gecenin karanlığında?
İşte aydınlık ama karanlığın tarifi bu..
Şimşek misali parlıyor her anına insanın..
Durmak bilmez, sağnak sağnak yağar aymaz gecelere karanlığın en amansız ışığı..
Gözlerin kapalı fakat aydınlıktır..
Yumruklarını sıkıp bastırsan bile gözlerinin ferine yinede aydınlık işte ne gelir elden..
Çünkü... çünkü sol yanında hapsolmuş
Ve göğüs parmaklıklarından asılan bir hüzme vurur yılmadan ve aydınlatır uykulu gözlerinin tam orta yerinden..
Karanlığını aydınlık eder de yinede ulaşmaz sevinci bir dirhem sana..
İşte budur karanlıksız gece...
Sinirlerin bozulur, hayallerin yerle yeksan olur
Gecelerin karışıp, dört mevsimin üçünü kaçırır, çıkamazsın kara kışlardan
Kala kalırsın gecenin katıran karası süt beyaz aydınlıklarında..
İşte budur kaybeden birinin karanlıklarda aydınlık yaşaması.
Her daim uykusuzdur...ve her an umutsuz..
Cimbar
©cimbar
C