M

Karanlıkta Mektuplar.

Biri beni anlayabilir mi?
Bu Atlantik gökyüzünde.
Sardes kayalıkları doğusundan, Smyrna iç limanına  doğru.
Buluttan daha koyu olan bir bulut,
Göz kapaklarımın içinde mırıldanarak geçiyor.
Yanaklarımı beyazlatan cansız bir parlama ile,
Çubukları büküyorum,
Seçimsiz, toplumdan ayrı oturma odasında.
Bütün taş duvarlarım sana dönüşür
Fırtınayla gelen kaza ya da suçun ardından...
Uzun bir karanlıkta uzanıyorum
Yana düşen kollarım, bedensiz ve kefensiz
Parmak uçlarımda senin saçların
Avuçlarımda dikenli sarmaşıklar dolaşır.
Biliyorum, uzak asla yakın olmayacak.
Altmış beş ayak denizlerde,
Okyanus yeşili için, yeşil siyaha dönüşür.
Sonra moleküller olarak bembeyaz!
Gediz Havzasında değişenler, duvarların geçiş şeklini çiziyor.
Alev ve felaketler başarısızlığa yol açan iletişim hataları.
Sonuç olarak, kahverengi gözler, yeşile hasret denizaşırı...
Serbestçe yanıyorum, Medusa!
Eve gelemezsem evim düzenli kalır mı? Bilmiyorum.
Bataklığımda büyük korkular dolaşıyor.
On iki saatlik vardiyalar eşlik ediyor.
Sel sistemi, sulu köpük.
Bir notu kalbe vurmak niyetiyle makineye sunuyorum.
Bu *****tırılmış kimliğim
Sırılsıklam!
Sersefil!
Yorgun vücudum özenle zamanlanmış,
Acımasız görevler gerçekleştiriyor.
Eğitim yok!
Algısız dünyayı yeterince temsil edip tüketiyorum.
Güvensiz, asılı delme deforme yataklarda,
Sevilmeyen deniz saldırganlığı ile senli uykularımı tespit ediyorum...
Bir yönerge gelmeli,
Bilinçsiz sualtı kaynakçılarına.
Bu atlantik gökyüzünden Andromeda'yı işaret eden.
Sardes kayalıkları doğusundan, Smyrna iç limanına doğru.
Yeni bir coğrafik bilim keşfi bu.
Bu reddedilir birşey değil.
Sen bunu bilmiyorsun Medusa!
Hayatta kalmak için dolaplara saygı duruşu yapıyorum.
İşaret  fişeklerinde rüyalarım saçıyor.
Ve şişme bulutlar, yüzdürme dumanı, süzülme perdesi.
Herşey hayatta kalmak için acımasızca bir gövde gösterisi.
Bu savaşta epey zayıf düştüm.
Direnç hayal gücünde.
Keşke diyorum, Medusa!
Keşke rüzgar, bulut ve su taşa dönüşse.
Belki sana daha anlaşılabilir şiirler yazardım.
Belki o zaman bulutlar kaydedebilirdi kavisli ışık kapılarını.
Dik akan nehir akışlarından beslenmesede kalemim,
Kırıklardan sızanı bir tümde yakalama yeteneğine sahip olurdum.
Yer yüzeyinde yağ kütleleri gibi ayakta, yoğunlaştırılmış göz tomurcukları ile.
Ama artık biri anlasın istiyorum.
Güneş iç tuzların etkisiyle yılanları taciz ediyor.
Ve hafıza, aşk nesnesi üzerine yansıyor.
Bu seni tedirgin etmiyor mu? Medusa!
Güneşi yok sayamazsın.
Işığı bükemediğin gibi...
Ama artık fotojenik bir denizin dibine karşı uçuş planlarımız var.
Çiseleyen yağmur, aralıklı sağanak yağışları gibiyiz ikimiz.
Yer kabuğunu kıran bir canavar gibi,
Zincirlerinden süzülerek,
Islak taşlarda.
Gülme lütfen!
Hayaller şaşırtıcı derecede kaygan.
Selfie alıyoruz, gönderiyoruz ve geri alamıyoruz...
Ama anlam zamanla gerçekleşir, yüksek şartlarla.
Sen yeterki adımızda ve adında olan fotoğrafları silme.
Fiziksel bir semptom saldırısı altında,
Soyutlamanın sonuzluğunu yaşıyorum.
Sana daha anlaşılabilir şiirler yazmama gerek kalmadı.
Kelime hazinemiz ve nesneler, kendiliğinden gerçek anlamda bir his edindi.
Kalplerimiz bir tablet figürü üzerinde aşka sabit kılındı.
Beni anlamak için,
Kendine iyi bak, Medusa...
©mustafaks