Mey-sun bize, gelmüş o bahâr kendü letâfet,
Olsun bize îdler, de ki sen bu ne letâfet.
Şâhlarda öter bülbül-i şeydâ dem-i subhdan,
Bitmese bahâr, gelmese ol rûz-ı kıyâmet.
Sunsun bize sâkî şu bahârlarda birer mey,
Zinhâr dime içmem deyu, iç olma nedâmet.
Bir yevm-i metâ birde ola cehd-i ilim kim,
Her gûşesidir medh edilir hüsn-i eyâlet.
Gülzârda açılmuş lâl-i verdler bile ey dîl,
Tüm bunlara bizler iderüz hande-i hayret.
Her âb-ı revân ahsa şüvâz hâlde bahârdan,
Asrlarca kalur âynde ki edilse hikâyet.
Bir bâğ-ı İrem oldu şu dehr bizlere şâyân,
Ol fasl-ı çemen gelse olur ol küre cennet.
Bilmezse beşer, eyleyesün hâberi sabâ,
Etsün o beşerler ol bahâr-çün ki şehâdet.
Zan eyleme men medh ederüm fasl-ı bahârı
Medhiye asıl hûcemi-çün arzum-ı hâlet.
Ey hûce nasul nûr-ı felek-tâb olasun kim,
Hurşid gibi nûrlar yayasun, dilde de devlet.
Şol meşreb-i âlemde görülmez mi mirâtın?
Âb-dih mi disem yohsa disem âb-ı adâlet.
Her âdeme olmaz ki nasîb eyleye zâhid,
Her zâhide olmaz çoğu dem böyle zarâfet.
İrüşdü bahâr eyledü âhzânı perîşân,
Gelsün bize de ser-be-ser olsun o işâret.
Eylerse kelâm olsa gerek lâl gibi kavli,
Vâsıb olarak eyle kelâmına riâyet.
Her vâkt-i zemân virse nasîhât bu ne âlâ!
İrşâd vire itsün bize güftârı inâyet.
Mecnun bigi Leylâ bigi düşsek nola ışka?
Bir terk-i ilim ânı, girek olsa cehâlet.
Şâyeste olur ehl-i kemâl zâtına her dem,
Çekmez mi ki inâd ide âhirde hacâlet?
Bir yağsa da dürrler sana, deryâ oluşur kim,
Sensün yine dürrlerle dolan bâhr-ı kerâmet.
Vâsıl da olup bâhrına içsem kane âblar,
Olsun o kerîmin bana bir pâre esâret.
Bir seyr-i cihân eylese âvâre olanlar,
Bîhûde olur bilmese mikdâr bu ne hâlet!
Nisyân idemez ilm-i mütâlib görse vechin,
Bir itse de nisyân ki yaşar öyle rezâlet.
Hârlar bile eyler ki gümân ehl-i beyânım,
Olmaz mı ki bir sencileyin hüsn-i delâlet?
Bir seng-i tahâmmülde o zâhide hacettür,
Başlar ki şu zâhidlere odlârde azâmet.
Gördüm şu felekden nice âlî sofular kim,
Zinhâr göremem böyle cemâl, böyle asâlet.
Bir sehm-i saâdet de olur dürr gibi kavlim,
Ermez ise olsun size pervâne nihâyet.
Dîvâne isen olma cihânın ukaladan,
Hûbum budaladan ukaladan da begâyet.
Erbâb-ı beyânım, gibi siz ehl-i kemâlim,
Bir şâir-i Rûmum, dudalum olsam sirâyet.
Olmaz mütesâbık bana meydân-ı sühândan,
Bulsun ola medhim de kasîdem de kifâyet.
Her dehrde bulunmaz ola Hüsrev gibi Hüsrev,
Hüsrev olalı Hüsrev'e değmeye şeâmet.
Gel eyleyelüm sübha, idelüm dualar kim,
Hicr itmese bizden daha, Hâk itse himâyet.
(Mef'ûlü/Mefâîlü/Mefâîlü/Feûlün)
Ferhat Sinan SANDAL
03/01/2024
KASÎDE ŞERHİ
TEŞBÎB (8)
Mey-sun bize, gelmüş o bahâr kendü letâfet,
Olsun bize îdler, de ki sen bu ne letâfet.
Mânâ:
Bahar mevsimi kendi güzelliğiyle gelmiş, sen bize bir mey sun. Bu günler bize bir bayram olsun. Sende, "Bu ne
Güzellik!" Deyiver.
Şerhi:
Şair kasîdesinin birinci beyitinde, ilkbahar mevsiminin geldiğini ve bu günlerin şairler ve aşıklar tarafından bayram olduğunu belirtiyor.
——————————
Şâhlarda öter bülbül-i şeydâ dem-i subhdan,
Bitmese bahâr, gelmese ol rûz-ı kıyâmet.
Mânâ:
Sabah vakti çılgına dönen bülbüller dallarda öter durur.
Keşke o kıyamet günü gelmese de bu bahar bitmese.
Şerhi:
Şair bu beyitinde, ilkbahar mevsiminde bülbüllerin hâlini belirttiği gibi bu güzel mevsimin bitmemesi için, kıyamet günün yaklaşmaması için yalvarış gösteriyor.
——————————
Sunsun bize sâkî şu bahârlarda birer mey,
Zinhâr dime içmem deyu, iç olma nedâmet.
Mânâ:
Şu bahar mevsiminde içki dağıtıcısı bize birer şarap sunsun.
Asla içmem deme, iç. İç ki sonunda içmedim diye pişmanlık duyma.
Şerhi:
Şair bu beyitinde, bahar mevsiminin şarapsız gitmeyeceğini ileri sürerek sâkîden (yani şarap dağıtıcısından) birer şarap sunmasını arzuluyor.
Fakat beyit bu yönü ile basitten anlaşılsa da buradaki "şarap" kelimesi gerçek yönüyle "içki" anlamında değildir.
Divan Edebiyatında "Şarap" iki türlüdür; Dünyevi (Gerçek) ve Tasavvuf (Mânevi). Şair burada şarabı tasavvuf yönüyle kullanıyor ve beyitin derin açıklaması şöyle oluyor:
"Şu bahar mevsiminde Sâkî (Tasavvufa göre "Hoca"), bize ilimler öğretsin. Asla ilim öğrenmemezlik etme, öğren. Öğren ki sonunda (yani âhirette) almadım diye pişmanlık duyma."
Şair bu durumu bir sonraki beyitte durumu daha iyi açıklayacaktır.
——————————
Bir yevm-i metâ birde ola cehd-i ilim kim,
Her gûşesidir medh edilir hüsn-i eyâlet.
Mânâ:
Bu bahar günleri bize eğlence günleri olacağı gibi ilme gayret, çaba günleri de olsun. Çünkü ilmi yüksek olan güzel eyaletlerin her bir köşesi övülür.
Şerhi:
Şair bu beyitinde, bahar mevsiminde eğlencenin olması gerektiğini söylerken ilminde olması gerektiğini söylüyor.
Çünkü ilmi olmayan bir toplum, vîrâne olmuş bir şehre benzer.
——————————
Gülzârda açılmuş lal-i verdler bile ey dil,
Tüm bunlara bizler ederüz hande-i hayret.
Mânâ:
Ey gönül! Gül bahçesinden al al güller bile açılmış.
Biz tüm bu olanlara elbet hayret duyarız.
Şerhi:
Bahar mevsiminde güllerden de bahsetmeyi unutmayan şair, bu beyitinde baharda olan tüm güzelliklere hayret ve hayran kaldığını belirtiyor.
——————————
Her âb-ı revân ahsa şüvâz hâlde bahârdan,
Asrlarca kalur âynde ki edilse hikâyet.
Mânâ:
Baharda her akarsu coşkun bir hâlde aksa,
Hikâye de edilse yüzyıllarca göz önünden silinmez.
Şerhi:
Bahâr mevsiminde öne çıkan tabiat unsurlarından birisi de Âb-ı Revân'dır. Yani, Akarsudur. Akarsu doğanın güzelliklerinden birisidir. Olmazsa olmazıdır. Şair bu beyitinde akarsuyu ele alarak onun güzelliğini ve göz önünden silinmemesini, hikayelere konu edilmesini istemektedir.
——————————
Bir bâğ-ı İrem oldu şu dehr bizlere şâyân,
Ol fasl-ı çemen gelse olur ol küre cennet.
Mânâ:
Şu dünya bize değerli bir cennet bahçesi oldu âdeta. O ilkbahar mevsimi gelse de bu dünya hep cennet olsa.
Şerhi:
Divan Edebiyatına konu olan Bahâr, şairlerce birbirinden farklı ve güzel bir şekilde ele alınmıştır. Kimisine göre bahar; bir cennet bahçesi, kimisine göre de bir sevgilinin yüzüdür.
Şair beyitinde dünyaya gelen bahâr değerli bir cennet bahçesi olur ifadesiyle baharın güzelliğini övmüştür.
——————————
Bilmezse beşer, eyleyesün hâberi sabâ,
Etsün o beşerler ol bahâr-çün ki şehâdet.
Mânâ:
Ey sabah rüzgârı! İnsanlar eğer baharın geldiğini bilmiyorsa git, haber eyle. Haber eyle ki o insanlar o baharın gelişine tanıklık etsinler.
Şerhi:
İlkabaharın geldiğinden bihaber olan insanların bir sabah rüzgârı ile baharı müjdelemesini ve onlarında bu eğlenceye katılmalarını ifade eden şairimiz Kasîdesinin "Teşbîb" bölümünü bitirip "Girizgâh" faslına geçiyor.
GİRİZGÂH (1)
Zan eyleme men medh ederüm fasl-ı bahârı,
Medhiye asıl hûcemi-çün arzum-ı hâlet.
Mânâ:
Ben ilkbaharı övüyorum diye bir zanna kapılma,
Benim istediğim medhiyemin amacı, bir hocamı övmektir.
Şerhi:
Şair burada medhiyenin amacını ve kimi övdüğünü belirtiyor. Ve artık öveceği kişi için 15 beyitlik Medhiye faslına geçiliyor.
MEDHİYE (15)
Ey hûce nasul nûr-ı felek-tâb olasun kim,
Hurşid gibi nûrlar yayasun, dilde de devlet.
Mânâ:
Ey Hocam! Nasıl âlemi aydınlatan bir nûra bürünmüşsünüz?
Güneş gibi nûrlar yayarken, gönlünüzde de mutluluklar yayıyorsunuz.
Şerhi:
Şair hocasını dünyayı aydınlatan nûra benzetiyor.
Aynı şekilde nûrlar yayarken mutluluklar da saçtığına değiniyor.
——————————
Şol meşreb-i âlemde görülmez mi mirâtın?
Âb-dih mi disem yohsa disem âb-ı adâlet.
Mânâ:
Şu dünya tabiatında sizin bir aynanız yok mudur?
Size güzellik ve incelik katan mı desem, yoksa adaletin kaynağı mı desem bilemiyorum.
Şerhi:
"Şu dünya tabiatında sizin bir aynanız yok mudur?" Derken şair burada, "aynanız yok mudur?" derken "sizin gibi, size benzeyen bir kimse yok mudur?" Diye soru sorar.
Bu soruyu sormasının nedeni ise âlemde adâletin kaynağını hocasında ziyâdesiyle gördüğünü ve başkalarında zar zor gördüğünün olmasıdır.
——————————
Her âdeme olmaz ki nasîb eyleye zâhid,
Her zâhide olmaz çoğu dem böyle zarâfet.
Mânâ:
Her insana hocalık eylemek kısmet olmaz,
Her hocada da çoğu zaman sizde olan merhamet olmaz.
Şerhi:
Hem yergi hem de övgü olan bu beyitte şairin söylemek istediği şiirin anlamında gayet açıktır. "Her insan hocalık yapamaz, her hoca da merhametin ne olduğunu bilemez." Diyerek hocasında bulunan merhametin her hoca da bulunmadığını ifade ediyor.
——————————
İrüşdü bahâr eyledü âhzânı perîşân,
Gelsün bize de ser-be-ser olsun o işâret.
Mânâ:
Bahar erişti, ve üzüntüleri perişan eyledi.
Sen de bahar gibi bize gel de baştan başa bize rehber ol.
Şerhi:
Bu beyitte şair, baharın gelişiyle tüm üzüntülerin dağıldığını ve medh ettiği hocanın da aynen bu şekilde gelip bizlere kılavuz, rehber olması gerektiğini dile getiriyor.
——————————
Eylerse kelâm olsa gerek lâl gibi kavli,
Vâsıb olarak eyle kelâmına riâyet.
Mânâ:
Eylerse kelâm sözleri inci gibi olur.
Sen sürekli onun kelâmına itibâr et.
Şerhi:
Şair bu beyitinde, medh ettiği hocanın ağzından çıkan her bir sözcüğü bir inci tanesine benzetmiş ve onda kusur edilmemesini, yalnız itibâr edilmesini belirtmiştir.
——————————
Her vâkt-i zemân virse nasîhât bu ne âlâ!
İrşâd vire itsün bize güftârı inâyet.
Mânâ:
Her bir vakit bize bir öğüt verse bu ne güzel birşey olur,
İrşâd verirken sözleri bize yardıma kavuştursun.
Şerhi:
Hocasının her bir vakitte nasihat etmesini güzel sayan şair, onun bu sözlerinin insanlara doğru yol konusunda yardıma ulaştıracağını belirtiyor bu beyitinde.
——————————
Mecnun bigi Leylâ bigi düşsek nola ışka?
Bir terk-i ilim ânı, girek olsa cehâlet.
Mânâ:
Mecnun ve Leyla gibi aşkın tuzağına düşsek nolur?
Bir ilmi ve o hocayı terk etmek cahillik olsa gerek.
Şerhi:
"İlim öğrenmek dururken aşkın amansız tuzağına düşmek, ilmi terk etmek, hocasını unutmak muhakkak cahilliktir."
Şeklinde şerh edilmiştir bu beyit. Çünkü bu fânî dünya zevkten ibaret değildir. Kişi arzuluyorsa cenneti, ilim ve ibadetle meşgul olmalıdır.
——————————
Şâyeste olur ehl-i kemâl zâtına her dem,
Çekmez mi ki inâd ide âhirde hacâlet?
Mânâ:
Her an kendi şahsına kemal sahibi insanlar yakışır,
Bunda inat eden sonrasında utanmaz mı?
Şerhi:
Şair bu beyitte hocasını kemal sahibi kişilerden olduğunu, onu mutlaka örnek almamız gerektiğini ve bu konuda inat edenlerin elbet ileride utanacaklarını beyân ediyor.
——————————
Bir yağsa da dürrler sana, deryâ oluşur kim,
Sensün yine dürrlerle dolan bâhr-ı kerâmet.
Vâsıl da olup bâhrına içsem kane âblar,
Olsun o kerîmin bana bir pâre esâret.
Mânâ:
Sana inciler yağsa bir deniz oluşur.
Sensin incilerle dolan cömertlik denizi.
Denizine ulaşıp kana kana sular içsem,
O cömertliğin bana bir parça tutsak olsun.
Şerhi:
Şair bu iki beyitte hocasını cömertlik denizine benzetmiştir.
Denizin içindeki "Su", Hocanın cömertliğidir. Şair bu cömertliğe hep esir olmak isteyip ayrılmak istemediğini ikinci beyitte belirtiyor.
——————————
Bir seyr-i cihân eylese âvâre olanlar,
Bîhûde olur bilmese mikdâr bu ne hâlet!
Mânâ:
Başıboş gezinenler dünyayı tamamen dolaşsada,
Senin değerini bilmedikten sonra boşuna uğraş olur, bu ne büyük bir durumdur!
Şerhi:
Şair burada hocasını öyle bir medh ediyor ki, onu bilmeyip dolaşmak bile insana çok şey kaybettirir şeklinde açıklamasını yapıyor.
——————————
Nisyân idemez ilm-i mütâlib görse vechin,
Bir itse de nisyân ki yaşar öyle rezâlet.
Mânâ:
Bir ilim talebesi yüzünüzü görse bir daha unutamaz,
Yüzünüzü bir unutsa da büyük bir rezillik yaşar.
Şerhi:
Bir talebe, talebeyse hocasının yüzünü unutmamalıdır.
Fakat şair burada bu ifadeyi kullanmıyor. "Medh ettiği hocasının bir talebesi böyle iyi bir hocası olduğu için hocasını unutmamalıdır. Unutursa da o talebe için sonrasında bir rezillik olur." İfadesiyle bu beyiti açıklıyor.
——————————
Hârlar bile eyler ki gümân ehl-i beyânım,
Olmaz mı ki bir sencileyin hüsn-i delâlet
Mânâ:
Aşağılık insanlar bile kendini "Ben beyân âlimiyim." zanneder.
Olmaz mı ki acaba dünyada senin gibi güzel bir kılavuz?
Şerhi:
Günümüzde her aklı başı olan da, her aklı başında olmayan da bir iki kelâm edip popülerlik ister. Yalan yanlış, şüpheli bilgiler sunup insanlar arasında önem kazanmak ister.
Şair bu beyitinin birinci dizesinde bunu dile getirirken, "Hocam gibi güzel bir kılavuz olmaz mı insanlar arasında?" diye bir soru sorup hocasını burada ön planda tutar.
——————————
Bir seng-i tahâmmülde o zâhide hacettür,
Başlar ki şu zâhidlere odlârde azâmet.
Mânâ:
Bir sabır taşı da o hocaya lazım gelir,
Zirâ şu hocalara büyüklük ateşlerde başlar.
Şerhi:
"Zira şu hocalara büyüklük ateşlerde başlar." İfadesiyle şair burada bir telmih (anımsatma) yapmıştır.
Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atıldığında ateş onu yakmamış ve güzel bir bahçeye dönüşüvermiştir. Böylelikle Hz. İbrahim'e karşı tedirginlik artmış ve hayret durumuna düşmüşlerdir kâfirler.
Şair buradan yola çıkarak hocaların azîmeti ve azâmeti bu noktadan, yani ateşlerden başlar diye yorumlamıştır.
——————————
Gördüm şu felekden nice âlî sofular kim,
Zinhâr göremem böyle cemâl, böyle asâlet.
Mânâ:
Şu dünyadan nice büyük sofular gördüm ise de,
Senin gibi güzel yüze ve büyüklüğe sahip bir hoca göremem zinhar.
Şerhi:
Birçok hocanın elinden yetişen şair bu beyitinde "Böyle güzel bir yüze sahip, böyle bir büyüklüğe sahip bir hoca göremedim." der hocası için.
FAHRİYE (4)
Bir sehm-i saâdet de olur dürr gibi kavlim,
Ermez ise olsun size pervâne nihâyet.
Mânâ:
İnci gibi sözlerim mutluluk oku da olur.
Sözlerim bir sona ermez ise, sizin çevrenizde bir pervane misali dönüversin.
Şerhi:
Kendi sözlerini değerli görüp incilere benzetip mutluluk oku gibi mutluluklar yaydığını belirten şair sözü kesilmez ise sözleri hocasının etrafında övmek için dönsün diye bir ilticada bulunur. Beyitteki "Pervâne" kelimesi "Geceleyin ateşin etrafında dönen küçük kelebekler" anlamındadır. Şair burada kendi sözlerini kelebeğe, hocasını da ateşe benzetip sözlerinin hocasının çevresinde sözü kesileceği âna kadar dönsün yani onu hep övsün amacı içermektedir.
——————————
Dîvâne isen olma cihânın ukaladan,
Hûbum budaladan ukaladan da begâyet.
Mânâ:
Dîvâne isen dünyanın akıllılarından olma, derler.
Ben hem budaladan hem de akıllılardan son derece iyiyim, güzelim.
Şerhi:
Şair burada kendi kişiliğini övüyor.
Dünyada dîvâne olan insanlar şaire göre genellikle aşk ateşine tutuşmuş, kavrulan âşıklardır. Kendisini de hocasına karşı büyük bir sevgi ile bağlandığından ona hiç kusur etmediğinden ve kusur ve hatadan kaçındığından dolayı kendisini dîvâne görüyor. Dışarıdaki insanlar aşkın câhilidir. Aşkı anlamaz, Dîvâneye deli deyip uzaklaşırlar. Ve akıllıları delilerden üstün görürler. Bu yüzden delileri akıllılardan saymazlar.
Şair ikinci dizesinde dîvâne olsam bile hem afacanlardan hem de akıllı insanlardan daha iyiyim, daha güzelim diye güzelleştirmede bulunur kendisini.
——————————
Erbâb-ı beyânım, gibi siz ehl-i kemâlim,
Bir şâir-i Rûmum, dudalum olsam sirâyet.
Mânâ:
Tutalım ki ismim çevreye yayılmış olsun. Muhakkak hem söz ustası olurum, hem sizin gibi olgun kimselerden olurum, hem de bir Anadolu şairi olurum.
Şerhi:
Şair bu beyitte kendisini bi hocası kadar iyi ve güzel övüyor.
İsmim duyulsa birçok önemli şahıs konumunda bulunurum diyor.
——————————
Olmaz mütesâbık bana meydân-ı sühândan,
Bulsun ola medhim de kasîdem de kifâyet.
Mânâ:
Şu söz meydanından bana bir rakip çıkamaz.
Bulsun bu kasîdem de, övgüm de kâfilik.
Şerhi:
"Söz atışmalarında ve hicivde benim gibi mâhir bir insan yoktur bu zamanın söz meydanında, var ise de bu yeterliliği bu kasîdemde ve övgümde bulsun." diyen şair kendisini çok mâhir görüp zamanın Nefi'si ilan ediyor âdeta.
İkinci dize aslında kasîdenin artık yeterli olduğunu ve sonlandırılacağını da önceden belirtiyor.
TAC (1)
Her dehrde bulunmaz ola Hüsrev gibi Hüsrev,
Hüsrev olalı Hüsrev'e değmeye şeâmet.
Mânâ:
Her dünyada bulunmaz Hüsrev gibi bir Hüsrev,
Hüsrev, Hüsrev olalı Hüsrev'e değmeye uğursuzluk.
Şerhi:
Şair bu dünyada "Hüsrev" mahlasıyla ve "Hüsrev" kelimesiyle kendisini övüyor.
"Ben Şair Hüsrev olalı Hüsrev'e bir uğursuzluk değmesin." diyor ikinci dizesinde.
"Hüsrev'e" bir uğursuzluk değmesin ifadesiyle hem kendisine hem de kasîdesine uğursuzluk gelmemesi anlamıyla açıyor. Ve mükemmel bir Fahriye bölümünü sonlandırıyor.
DUA (1)
Gel eyleyelüm sübha, idelüm dualar kim,
Hicr itmese bizden daha, Râb itse himâyet.
Mânâ:
Gel, zikir edelim Allah'ı. Dualar edelim.
Allah hocamızı korusa da, henüz bizden ayrılmasa.
Şerhi:
Son olarak hocası için hep birlikte Allah'a dua edilmesi gerektiğini söyleyerek Duasıyla birlikte kasîdesini sona erdiriyor Şair.
Ferhat Sinan SANDAL
03/01/2024
©hüsrev
H