Nice acıların yarıştığı bu sahnede,
Ben elime kalemi alıp seni yazıyorum..
Yazmalıyım, çünkü bilmeliler..
Ayak izlerinin bıraktığı o buruk mutluluk..
"Bak buraya dokunmuştu" heyecanı.. "Bak buraya basmıştı"..
Kolay değil, kavimler göçünden bu yana en radikal karardı, bünyesinde seni barindirmak dünyanın..
Şaşkınlığımı gizleyemem..
Adın geçince, herhangi bir filmde..
Kalbimde olup bitenin, ruhumda doğanla ilgisi yok..
Kalbim özleminle kül olurken,
Ruhum hep senin yanında..
Satır başlarında en muazzam ölümler beni bekledi..
Yeni bir söz söylemek için, bir kaç kere doğmak gerekirdi..
Seninle kaç kez var oldum bilmiyorum..
Kaç kez yok oldum..
Alnın kırışıp sorgulayan gözlerinin altında durmak büyük maharet..
Konu gözlerin değil.
Konu burdan çok uzak..
Kilometrelerce arşınladigim yollar ve saydığım elektrik direkleri..
Ilginç olaylara rast geldim..
Sarı renkli arabalardan tam yirmi beş tane vardı..
Yirmi beş sarı renkli araba..
Sana kavuşmak için daha kaç tane saymalıydım?
Ikamet ettiğin o ev, uzandığın o yatak..
Baktığın o pencere..
Kulpu eskimiş o pencere olmak, umutların en güzeli olmalıydı..
Dağınık saçlarını düzelttiğin aynaya firlattigin o son bakış,
Kavonoz dibinde kalmış çikolatayı kaşıklamaya çalışırken, yüzünün aldığı şekil..
Ezberledim.
Seni
Seni var eden her şeyi..
Hakli gururlarını..
Bitkinliklerini
Acılarını
Mutluluklarını..
Çalar saatinin kulaklarını tirmaladigi o sabah saatlerini..
Okudugun gazeteyi..
Seni sevmekten daha güzel ne olabilir ki?
Dokunduğun her şeyi içselleştirmek.. benimsemek..
Evet evet o gazete benim,
O kavanoz benim,
O mutfak benim,
O calar saat benim,
O ayakkabı bagciklari benim,
Sen, benim..
©zeppia
Z