H

Kayboluşun Gölgesinde

Bir kış gecesi soğuğu gibi çöker kalbime yalnızlık,
Her nefesimde yankılanır, boşlukların sessiz ağıtı.
Düşlerim bir zamanlar yıldızlarla dolup taşarken,
Şimdi karanlık bir boşlukta, kaybolmuş yankı gibi.
Sevdalar, eski mektuplar gibi soldu gözlerimde,
Sarı yaprakların hışırtısıyla fısıldar geçmişim.
Ve her adımda biraz daha derine çekilir ruhum,
Karanlık bir denizin yakamozunda saklı,
Bir ışık arar, bir iz, bir umut zerresi.
"Hayat," dediler, "gülümsemekle başlar,"
Ama gülen yüzlerin ardında gizlenen acıyı kim bilir?
Kim anlar, bir tebessümün kaç damla gözyaşına mal olduğunu,
Veya bir vedanın kalbe nasıl ağırlıklar bağladığını?
Sevda bir rüya mıydı, yoksa bir yanılsama mı?
Bir sabahın ilk ışıklarıyla kaybolan serap misali.
Dokunduğum her şey, yitip giden anılara dönüşürken,
Bir anıya sarılmak, yok oluşun huzurunda teselli midir?
Sözcükler yetmez anlatmaya,
Sessizliğin dili çok daha gürültülüdür bazen.
Bir yıldız kayar gökyüzünden,
Ama dilek tutmak yerine,
O yıldızın neden düştüğünü sorgularım.
Bu kayboluşta bulur mu insan kendini?
Yoksa bulmak dediğimiz, yeniden kaybolmaya mı davettir?
Aşk, hayat, ölüm ve sonsuzluk;
Hepsi bir yapbozun eksik parçaları mı sadece?
Gökyüzüne bakıyorum,
Sonsuz boşluğun içinde, bir anlam ararcasına.
Ve bir fısıltı yükseliyor içimden:
"Her kayboluş, bir varoluşun habercisi midir?"
İşte böyle başlar, böyle biter her hikâye;
Birbirimize yazılmış mektuplar gibiyiz aslında.
Yazılmamış, okunmamış,
Ama sonsuzluğa fısıldanmış kelimelerden ibaret.
Bu şiir, bir yara izi gibi taşınsın içinde,
Hatırlatsın: kaybolmuş olsak da,
Her gölge bir ışığın varlığını işaret eder.
©beyazgemi