Bir zamanlar ışığın dokunduğu bir yer vardı,
Güneşin her sabah doğduğu, gecelerin yıldızlarla bezendiği,
Kayıp bir dünya, rüzgarın fısıldadığı masallarla dolu,
Her adımda cennet bahçeleri açan bir yer,
Şimdi sadece hatıralarda kalan,
Uzaklarda, zamanın unuttuğu o dünya.
Bir çocuk gülüşü yankılanırdı dağlarda,
Her yaprakta, her çiçekte hayatın neşesi saklıydı,
Ama sonra bir şeyler değişti,
Savaşlar, kavgalar, kin ve nefret,
O masumiyeti alıp götürdü,
Sessizce silindi zamanın karanlıklarında,
Kimse fark etmedi,
Bir gün kayboldu o dünya.
Ağaçlar hüzünle eğildi,
Dalları bir daha meyve vermedi,
Sular çekildi, nehirler kurudu,
Kuşlar göç etti bilinmeyen diyarlara,
Kimse anlamadı,
Bir daha dönmeyecekti o kayıp dünya.
Gökkuşağı bir daha belirmedi ufukta,
Çocukların gözlerinde umut söndü,
Her köşesi karanlığa bürünen bir diyar,
Sessizliğe gömüldü, ağıtlarla dolu bir dünya.
Bir zamanlar gülen yüzler, şimdi sessiz heykeller,
Bir zamanlar hayat dolu yollar,
Şimdi boşluğa çıkan ıssız sokaklar.
Rüzgarlar esmez oldu,
Fırtınalar dindi ama huzur geri dönmedi,
Sadece bir zamanlar var olanın yankısı kaldı geriye,
Bir dünya vardı, ama şimdi kayboldu.
Her şey bir sırra dönüştü,
Gizlenen bir gerçeğe, unutulan bir masala,
O kayıp dünya, insanlığın vicdanında saklı,
Bir daha bulunamayacak,
Karanlıkta kaybolmuş,
Bir hatıra, bir özlem, bir hülya.
Ve şimdi, o dünyayı arayanlar var,
Bir rüyanın peşinde koşan,
Geçmişin izlerini sürenler,
Ama yollar hep boş çıkıyor,
Bir daha dönmeyecek o dünya,
Çünkü kaybolduğunda,
Biz de kaybettik kendimizi,
Ve artık sadece bir hayal kaldı geriye,
Kayıp bir dünya,
Yüreklerde saklı,
Hiçbir zaman geri dönmeyecek bir düş gibi.
©hasanbey.
H