A

Kimliksizler

gözlerden düşen cılız bir kimliksiz olarak kaldık
kimde nerede ne ölçüde
bilmeden dökülen hatırlardan
günlük alışkanlıkların koltuklarının altında
önceki günün elli kuruşluk gazetesi gibi
itilip kaldık
atay'ın hikayelerini sigaraya saranlar gibi
aşağılarda sallandım
birine anlatmak istediklerim
yaşadıklarımdan ağırdı
bu yüzdendi bildiklerimi yaşadıklarımdan önce unutmam
her boyutun dibinde bir satıcı varken
seyyar bir hikayeciyi kim ne yapsındı
gördüğüm beyaz ışık tünelin ucundaki
cevap verir miydi tüm çıkarsız arayışlara
arayışın çıkarsızı mı olur deme
evvela olur
ben ne yapsam ki bir şeyler çıksa ucundan
kimi huzur kimi bir parça şeytan tırnağı
derdimdir ki acıtsın kanatsın ama çıksın
hırpalarken kendimi ve masumiyetimi
sürten her kemikten alınacak dersi kâr bildim
okuyamayacak kadar sabırsız yazamayacak kadar az bilmiş
kendi öğrenemediğimi başkasına nasıl anlatmalı'nın provasını almış
öyle öyle birikmiş işte çaydanlığın tıkırtısında
içine sığdıracaklarını parmağıyla saymış
az köpüklü kahveleri sevmiş hep bol kusurlu
dört duvara nasıl sığılırsa öyle bahtiyar olmayı öğrenmiş
sekiz el ve sekizi derdini tamir etmiş
zevklerin köleliğini yapanlar için kalbinin çırağı olmuş, iyi ders vermiş
kimi ağlamış, kimi şansı yaver gitmiş
az ama öz gülermiş, serüvenmiş ya kırpa kırpa ucuna gelmiş
bilmem işte nasıl anlatılırsa öyleymiş.
-
yollarımdan topladım ben hep ceketimden sökülen düğmeleri
sekiz el sekizi de birbirinden marifetli
iki ele iki kelam edemedi.
©argadini