yıkmış deşil
çökmüş degil
yukarı sıyrılan elbise
silik bir ülke
yollar
hep masallarda olan yollar
bir can bulup giyindimdi
kaç yağmurdur yıkanıyordum kayıp mendiller gibi
sen neredeydin ben yok pahaya giderken
mikailin geçişini izledim kaç yüz yıl
tahtı kıpırtısız taşların krallığını
kiliti boyu aşan kapının ardındaki paslı kadını
kopmayan kıyametin yakınlığını
sen neredeydin çekerken tesbih gibi adını
babam dedin
hasta yatağında beni görmek ona iyi gelir de bana gelmez
insan dayalı duvarlar dayanmaz yıkılır bazen
sen neredeydin gözyaşların boğarken beni
mendil satan bir çocuk muydun o sümüklü çocuğun sivilcesinden öpüp burnunu silerken
sen neredeydin anem ölürken
gönül dağların sarsılmadı mı azrail bana kıyarken
hani ölmek yoktu
sen neredeydin tanrı beni döverken
söverken geceler o gelmediğin sabahlara kadar
ben pusudaydım sen yolları arşınlarken
sus ettim
kestiğim dilimin yollarıydı
inen bendim ayak seslerinle
öldüm işte
o günlerden buyana y/aşamıyorum
sen nasılsın? yaşlandık değil mi
bir zamanlar birilerinin çirkinliği bize cesaret verirdi
güzelliği korku
oysa asla bencil değildik
zaten bundan şehir üstüne şehir kuruldu
kocamandı yüreğimiz
kaybolduk
hala bir hayat var oralarda ki
sesler
evet sesler
o genç sesler yaşlı seslerimize karışıyor şimdi
mesela en çok 'çocukluğumuzu yeniden yaşayacağız' cümlesi
cümlesi yalan oldu
ardına 'çirkin kralın 'hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili' sesleri yükseliyor
sevdiğimiz sözler verdiğimiz sözler ah
©dağlısu
D