ne hissedersin, yağmurun damla damla,
toprağa karışıp kokusunu çıkartınca.
yaşayanların ölü olduğu bu dünyada,
ölülerin de ölü ölmediği bir zamanda.
ne hissedebilirsin.
insanların ruhen ölüp,
hakaretletlerin iltifatlı,
ve özlemlerin de havadan olduğu
bu çıplak hoşlantı senfonisi
hangi aşkı kanitlayabilir.
mezardakiler değildi ölüler,
asıl ölüler içimizdeki ölüler.
asıl ölüler içimizde öldürdüğümüz,
asli duygularımız'dı gerçek ölüler.
bir yağmurun damlaları gibi ihanetler.
kar tanesinin kristal parçaları gibi sevgiler,
parça parça ve keskin çepeçevre.
keskin ve ahmakça sevgiler,
birer birer parçalıyor kalpleri.
bense hiç büyümemiş bir çocuğun edasıyla,
kirli yüzün arkasındaki temiz gözlerle,
bakıyor dokunuyorum kalbine.
dokun yüreğime yansın kalbim.
yoksa buz dağına dönecek.
dokun kalbime sev beni,
içimdeki küçüğü öldürme.
dokun.
©nurettin50
N