A

Kızıl Bir Savaştadır Meziyet

Ne varsa gerçekliği su götürmez,
Kuraklığın göğsünü deşerek,
Birikerek sızıntıdan yoksun
Yansımasını,
Soğuk bir zeminde,
Sıcak bir nefesle birleşerek bırakır.
Kaç benden
Kaç beden ki var olabilsin,
Sırtlanarak sesimi kaç evrende sükuta nam olarak gitsin.
Bölünerek yankılansın o vakit bencileyin
Belki azalırken çoğalmaktaki sırdadır meziyetin.
Ele tam oturan dengesinde bir mızraktan,
Boşluğu etinden ayırıp kanatsız süzülen oktan,
Asil kanları akıtmadan damarda donduran yaydan,
Kaldırılabilerek düşmana atılan en büyük taştan
En vahimi,
İcadı hepsinden daha da önce bir suçtan,
Yüzün,bulutundan soyunan çıplak güneş say ki.
En derin ayrıntılarıyla zamanın kollarında gezinedursun
Saplanarak çıkmasın sonra bir uçtan.

Kızıl bir savaşa gelin gibi süslenerek koşulsun atlar.
Ne güzel!
Bacaklarında hırsın adımlarına eşlikte yürür yollar.
Mağrur,iz bırakmaz ve buna mukabil ağır.
Muhakemede varılsın ki son hükümde diş bileyen,
Direnmeye ön ayak,
Güç yetirmeye muktedir,elin en eski ve en keskin silahtır.
Başka bir yerden bakınca şimdi kargaşadaki bu muntazamlığa
O harp meydanında,göğü delerek inen bembeyaz kuşlara,
Bir tarafı göze ne yakın,sanki görüp duran odur.
Bir yara ki görmeye en yakın,mutlak göz olan da odur.