Korkarım!
Kanadında yara taşıyan kuşların
Uzun uçuşlara kesmediği gibi gözleri
Benim de kesmez aklım
Kalbini yeniden emanet almaya ve sana emaneten bir kalp vermeye
Sevda cesurların işidir doğrusu
Benimkisi yalnızca hafif bir gönül ağrısı
Çünkü ben korkarım aştığım tepelerin ardında güneşi görememekten
Ben korkarım karanlığın ötesine erememekten
Korkarım yüreğime dökülen hüzün katranını yüzüme bulaştırmaktan
Korkarım sana yine bir ziyan ulaştırmaktan
Korkarım!
Çizemem diye hududumu
Kalbime zerk olan maymun iştahına
Korkarım ulaşamam diye senli kıyamet sabahına
Ruhumu tenha bir boşluğa sürükleyip
Parmaklarından iz bırakarak boğazımda
Beni boğan bu halin inşirahına
Varamam diye korkarım
Sana gelmek dert değil biraz cefa biraz yol
Ben gerdanını kaplayan dudak dergahına
Doyamam diye korkarım
Elimi uzatsam dokunurum sana dokunmak yanmaktır iyi bilirim
Ben bir bir dönerek en sert dönemeçlerden
Bir çırpıda savuşturarak bin bir yol ayrımını
Vuslat bilirim bağrını lakin
Kalbinde hüküm süren o kibir padişahına
Kıyamam diye korkarım
Sana gelen yollar dikenlidir ayaklarım köstebek tarlası
Çeker durur senden yana gönlümde tutulan sevda yası
Durduğum yer ben bir adım ötesi sen bilirim
Sen yaşadıkça değişen aşık semahına
Uyamam diye korkarım
Sen sevdanın payitahtıyken hasretin köyünü seçtin
Hiç yorulmadan kırılmadan vurulmadan cephene geçtin
Her kurşunun bir gecemi uykusuz koyarken
Bir barut kokusu kadar taze
Çekmesine çekerim de seni içime
Dilinde dolaşıp duran hicran mizahına
Ayamam diye korkarım
...
©şiirlidüş
Ş