Kutuplaşıyor insanlarımız.
Sadece iki kutuba değil, daha fazla kutuplara ayrılıyor.
Hem de birbirimize en sıkıca sarılmamız gereken zaman kutuplaşıyoruz. Birbirimizden ayrılıyor, dertlerimiz hiçbir şekilde dinlenmiyor. Hoşgörü, sevgi, saygı gibi değerlerimiz çürüyüp gidiyor.
Görmüyor musun azizim?
Ortalık fenâ bir hâlde.
Zayıfız, yıkılıyoruz.
Tek bir çatı altında toplanmaktansa birden fazla kişinin taht mücadelesine tanık olup bunların altında toplanıyoruz.
İşte bizim en büyük hatamız, cahilliğimiz bu.
Görmüyor insanlar, perde inmiş gözlerinin önüne.
Uçurumun eşiğindeyiz, ayağımızın arkasındaki taşlar yavaş yavaş uçuruma yuvarlanıyor.
Bilerek bu hâle geldik ve hâlâ gözlerimiz kapalı oynuyoruz.
Kendimizi bu kadar yüceltmeye ne gerek var?
Her yükselişin bir inişi var arkadan.
Yeter artık, yeter. Uyanın, gözlerinizi açın, etrafınıza bakın.
Şu kutuplaşmayı nihâyete erdirin de birlikteliğe bakın.
Koyunlar dağılmış, etrafta kurtlar geziyor.
Teker teker avlıyor koyunları kurtlar.
Ortalıkta çoban yok.
Arkamızı yasladığımız çoban bırakıp gitmiş bizi.
Kendi hâlimize düştük.
Canla başla insan kendini düşünür olmuş.
Her tarafta bir kargaşa; bitmeyen, tükenmeyen...
Fırsat biliyorlar kurtlar dışarıda bizim bu hâlimizi.
Ağızları sulanmış, en güzel koyuna saldırıp tüm sürüyü pençelerinin arasına alacaklar. Acımak yok, merhamet yok.
Koyunlar dağınık hâlde, kendilerini düşünüyorlar.
Başlarında bir çoban yok.
Bak, insanların gelecek hâline bir örnek.
Geç de olsa insanlar bunu anlayacaklar.
Birlik zamanıdır, kutuplaşma zamanı değildir.
Ferhat Sinan Sandal.
©hüsrev
H