V

Kuyu (2)

Bir gece yürüyorum, başım çaresiz, duman.
Bu kez almadım fakat, vermişim baş ve aman.
Verip de gidiyorum sessizce, uzaklara.
Belki de sarılırım belirsiz tuzaklara...
Bir gece yürüyorum, sağım solum karanlık.
Nasıldı? "Eşya yanar ve kâinat aydınlık..."
İşte, önüm böyle bir ışıkla çepeçevre.
Kulaklarım çınladı ve ruhum kısa devre...
Bağırmaya başladım fakat yürekten bu kez.
Karşıma neler çıksa, ez babam, onu da ez!
Önümdeki yol bile çekildi bir kenara,
Yürümeye başladı, bambaşka diyarlara.
...
Bir gece yürüyorum, önümde loş bir eşya.
Nedir bu, diyemeden, düştüm baştan ayağa.
Düşüyorum.. düşüyor.. kuyuya çarpa çarpa.
Nefsime döndüm, dedim: "ey gâfil! Hani rampa?"
Kuyunun dibine tam çakılmak üzereyken,
Bir el tuttu yakamdan, ölümden daha erken.
Şaşkınlık ve nedâmet kaplarken yüreğimi,
Gerçekleşmiş mi buldum, en büyük dileğimi?
O gece yürüyordum, bilmiyorum ne oldu...
Belki o gün binbir renk görünce beni, soldu.
Çünkü eminim, bu şey bana asla yakışmaz!
Benim gibi hadsize, iltifat hiç yakışmaz...
©uludag