H

Leyla aşk-ı tariftir...

Leyla aşk-ı tariftir...
Bu bir Leyla-i Mecnun mukaddimesidir.
Aslında var olan karakterlerin saklanan hikâyesidir.
Mecnun var olma hevesinde Leyla, kendini sükse kaptırmış havasında.
Mecnun çöllerde kendini heder ederken, leyla hışıltılı halinden taviz vermezdi.
Leyla masum değildi ve olmak istemedi hiçbir zaman…
Çünkü masum olmaya namzet etmemişti halinden.
Mecnun ilk temaşa durduğunda Leyla’dan vurulmuştu
Hali pür melalinden benliğini kaybetmekle uğraşmıştı.
Bir dev olan Mecnun erimeye başlarken Leyla, burnunun ucuyla Mecnun’u seyrederdi.
Hislerini anlamamak için zirveye sürürdü egosunu...
Mecnun, biçare ve kimsesiz halinden memnundu.
Leyla ona bakmasa da, bir Leyla’sı vardı onun...
Çünkü kalbinden taşan deli duyguların esiri olmuştu.
Mutlu olmak için çok yapacağı şey yoktu...
Yemez, içmez ve eğlenmez olmuştu artık Mecnun
3 defa Leyla deyince karnı doyar, bir defa daha tekrarlasa susuzluğu biterdi...
Her şeyi Leyla olan mecnun, çölde gezmeyi aşkın kuralı bilirdi…
Leyla ’sız bir an durmak, zikrini kaybetmek anlamını taşırdı…
Leyla aşk-ı tariftir...
Leyla çelimsiz ve çirkin olsa da, Mecnun’un gönlüde bir sultani nadide idi…
Mecnun, çirkinin yüzünden güzel arayıp bulmuştu…
Bu güzelliği kimse görmemiş olsa bile, her daim güzel görürdü..
Adına Leyla demişti…
Bazen kendine sorduğu soruların hışmına da uğrardı...
Çünkü cevapları biliyordu ve her cevap için utanıyordu.
Mecnun yaşamından anlam yitirirken bile başı dik dururdu.
Biri ‘Leyla’ dediğinde irkilir ve Leyla’nın adı yere düşmesin diye kendini yerde kilim yapardı…
Her ne kadar adı Mecnun olmuşsa da, önce insan olmayı öğrenmişti.
Sevdiğine kıyamaz, gözü kara alinden belli ederdi.
Her şeye rağmen selim huylu ama çok vefa sahibi.
Çarşıda bir kız görse, şeytan Görmüş gibi elleriyle yüzünü kapatırdı…
Bir bakış yapsa, ‘Leyla’ya ihanet olur’ derdi.
Hayâ onundu ama iffeti Leyla için yaşardı…
Yediği ekmeği bile Leyla adıyla yer, kalbine Leyla’yı çağırmadan ağzına lokma almazdı
Çöllerin coğrafyasını ezbere bilirdi çünkü karış karış Leyla ekmişti.
Güneşin, dudaklarını kurutmasına aldırmaz ama uykudan pek haz etmezdi..
Uyurken Leyla’sı aklına gelmezdi diye..
Su Leyla, ekmek Leyla, ocağı Leyla, aşı Leyla olan Mecnun, ‘Leyla için yaşamak lazım’ derdi.
Köyünde yeni doğum yapmış bir kadına kızıyordu.
Çünkü kızına Leyla ismi koymuştu…
Mecnun Leyla’nın ismini başkasında bile tahammül etmezdi.
Arapların geceye verdiği leyl ismine şaşırır ve taaccüp ederdi…
Leyla nurdur, aydınlıktır, ‘Leyla’ya zaman atfedilecekse Şafak olmalı’ derdi…
Leyla karanlığa verilen isim olamazdı ona göre
Her sabah uyandığında ‘Leyla için sabah oldu’ derdi.
Velhasıl kelam Mecnun için varsa yoksa bir Leyla var, başka şeyler yok hükmünde iştigal idi
Mecnun kendini ziyan içinde helaka duçar ederken Leyla hiç yüreğine almadığı Mecnun’u tanımıyordu bile.
Leyla için mecnun hiçbir anlam ifade etmediği gibi kendisi çelimsiz ve çirkin hali ile çok gururlu idi.
Her çöl ve diyarda Leyla, Leyla, Leyla diye inleyen Mecnun, per perişandı.
Bedeni ona galebe çalmazsa uyumaz, yemekten ve sudanda kesilmişti.
Mecnun’un bu derbeder hali halkı gün geçtikçe tedirgin etmeye başladı.
Acıma ve merhamet hissi halkta oldukça körüklendi.
Kendi diyarlarında böyle bir kişinin hali, hem vicdanları sızlatıyor hem de bir yara gibi kanıyordu. Artık
Mecnunun bu gidişatına artık dur demek isteyen kişiler, bir tellal ile herkesi köy meydanında toplamaya başlar.
Sonra Mecnun’u getirirler. Mecnun her zamanki gibi bitkin, biçare ve kimsesiz bir halde ayakta duruyordu.
Her şey bir yana, Mecnun’un yüzünde gizemli bir mutluluk vardı, halinden memnun tavrı da herkesi şaşkına çeviriyordu.
Bağrında kor bir sevda taşıyan Mecnun’a yardım etmek isteyen halk, Leyla’yı da alıp getirirler.
Leyla vuslata yanaşmasa da, halkın gazına fazla dayanamaz ve köy yerine gelmeyi kabul ama kalbi hala Mecnun’suz durmakta idi.
Leyla, her zamanki gibi Leyla, hiç farklı değil. Burnu havalarda, sükse hali ve oldukça kibirli bir şekilde Mecnun’u izlemektedir.
Halk, Leyla’ya Mecnun’u bir bir okudular. Başından sonuna kadar perişan halini anlatırlar. Her şeye rağmen mecnunun karşısında beliren Leyla, oldukça kibir ve tavan yapan egosu sönmek bilmiyordu.
Herkes, Leyla’nın Mecnun’u anlayıp kollarına koşmasını beklerken, Leyla’dan hiçbir tık yok.
Bu vuslata herkes şaşkın halde izlerken, Mecnun başını kaldırır ve Leyla’ya doğru döner, tam Leyla ile göz göze gelince tebessüm eder sonra bir ah çekerek elini göğsüne vurarak derin iç çekmeye başlar. Mecnun sanki hiç Leyla’yı görmemiş gibi etrafındaki halkı izler...
Ve o nihai sözünü söylemeye başlar. “Ben Leylama gidiyorum çekil önümden Leyla. Gayri cennet olsan durmam…” diye.
Bu hikâyeden bizim söyleyeceğimiz pek bir şey yok aslında, sadece şunu demek istiyorum.
Herkesin bir Leyla’sı var, bir de dünyası ve herkes birer Mecnun kalmış dünyanın seyrine, tıpkı Mecnun'un Leyla'nın seyrine daldığı gibi.
Marifet, Mecnun gibi “çekil önümden” diyebilmektir Leylalarına, gerisi zaten teferruat bile değildir.
©hayati_sdf