sakil kalmış bir beden ve farksız bir ruh
elinde anılarıyla kırmızı buketli ağaçların arasından geçiyor
ışıktan görünmeyen bir ayna buluyorum
bir parıltı ki sanki içinde binlerce güneş var
bir parıltı ki ben hiç aşık olmamışım
umursamasan sanki her şey yine umutlu
yüzer sanki yine bakışlarım yosunlu bir göletin en temiz yerinde
çaremi sana benzetip imrenip durmuş
güzellikler hep bahsedildiğinden seni biraz bahtsız bulmuş
geç kalır gibi hissedermiş sanki saati geri
ertelemenin sıkılganlığı seninle sokulganlık
keşke salabilsek ve uysa ikimizin birikintisi
ben neden böyleyim biri nasılıma cevap verebilse
uyumuş uyanmışken yeşil iki ton daha açık
en güzel renkler nasıl seninle daha güzel
uyaramaz ve bahsedemez diyorum yazacak olsam
yazacak olsam söyleyemem şimdi anlamın yanında büyük bir anlamsızlık
diyorum seninle bir şeylere karşı koyalım
tüm arabalar paslanıyor ve şehirler ucuz ve eski
seninle bir şehir şimdi demirden sandalyem suyun üstünde
fakat paslanmıyor
üstelik şimdi güneşler doğuyor gözümün feriyle
çizip geçiyorum
geçmiş, insan, eski sevgiler
dünyam çizikli, ağustos hiç bu kadar güzel olmadı
tüm ağır yokluklarda süzülen bir büyük balık
oltama değil elime geliveriyor bir kedi gibi
suda yaşamaya alışıveriyorum
düşler birikir fakat dinlemez ki sizi
siz kimsiniz
ve şimdi sanıyorum başına taktığın her siyah şapka
seni evinden biraz daha uzağa yerleştirir
sana bakınca değişiveriyor ki benim yüzüm
anlatıp anlatıp toparlayamıyorum
diyorum ki bu gözlerde hiç emeğim yok
fakat bana bir gün o gözlerle bakacak.
©argadini
A