An gelir,tepeden tırnağa değin tanıdık ihtimallerle yanaşırım kıyılarına.
Kendin olduğunu zamanı gelince anlayacağın ve layıkıyla kendini bulacağın bir yerdir orası.
Herkesin hakkı da değildir bu sarhoşluğu tatmak sırası.
Değil midir ki akla mukayyet olma ağırlığını sadece ayıklığı savunanlar çekmelidir de
Bu tecelli eden ve razı olunması gereken kesin bir adâlettir.
Boyun eğelim o vakit
O vakit,işte bu vaktin ta kendisidir.
Üstüne kalın giyisiler giyinmeyi mecbur kılan ve ipte cismin kesilen bir kış bastırmış olmalıdır nihayetinde.
Yüzü bıçak gibi kesen bir kış.
İncileri birbirine vurdururken korkuları örten bir kış.
Ya bu kuşların ısınmak için kabarttığı tüylerini
Gerçekten üşümeyi hissedenler bilebilseydi sadece.
Bir güzelliği kalmazdı eminim yerde beliren donuk yüzlü bulut yansımalarının.
Renksizlik rengiyle görülen,rüzgarın ciğerine batıp çıkan bayrağımla çıkartmalar geç de olsa başlamış olmalıdır.
Biri yüzünde geceyken diğerinde başkaca bir halle
Balıkların derisine gittikçe işleyen kainatın ilk doğum anından oluşan lekelerle
Birbiri ardına,çehrene yapılan hücumlarla vururum denizlerinin sakinliğine
Bencileyin
Çığrığından çıkan, yelkenlerini suya bırakan gemilerin oldu olası o harflerin yansıyan yüzlerine ilk eğilişidir de bence.
Yansımanın gerçekliğiyse su götürmez bir illettir fikrimce.
Ziyanı yok,art arda bu çıkışlarda ellerimi vermişsem kuşların kara kışına
Sabaha kurulan muhakemelerin en ağır sorgularına varıp gelmişsem,
Hükmü yok mağlubiyet yanlı savaşların,
Son düşen başta yeşerttiği düşlerden başlayanlara.
Bir hükmü yok,
Kalemler beyaz sayfalara ölümleriyle barış içen ölümlülerin doygunluğunu yazıyorsa da,
Yine de nasıl dirilse de bir hükmü kalmıyor asla.
Ve her hazır durduğum çıkartmada, dallarda üşüyen kuşlar ellerimi alıyor
Sonra sıra geliyor ayaklarıma.
| ay
A