Ey mukaddes belde; sen ne kadar güzel bir beldesin.
Mekke de doğduğum,
Çocukluğum; bütün sokaklarında adım adım yürüdüğüm, büyüdüğüm,
Anasız babasız bir Allah'ıma sığınıp nefes alıp verdiğim, Cennet şehrim, Mekke!
Ben senden hiç mi hiç, senden hiç ayrılmak istemem.
Ama bütün ahali düşman oldu.
Bu garip yetim öksüze nefes aldırmıyorlar.
Bir başımayım, tamamen putlaşmış katı katran gibi,
Taş kesilmiş yürekleri dünyaya doğacak bir nurun aydınlığına...
Daha meşalesi tutuşmadan söndürmeye çalışıyor.
Bu put perestler, ey güzel Mekke!
Ebu Cehil, Muhammed Emin'di hep zikri..
Çünkü yalan dolan dan uzak tutmuştu.
Beni o güzel Rabb'im Ebu Cehil kılıcı ise hep yüreğimi deşiyordu.
Bir türlü kabullenemiyordu, La İlahe İllalah Muhammed Rasûlullah demeyi.
Derse ne olacağını çok iyi bilip korkuyordu.
Hunharca kurdukları zalim saltanatlarının nasıl yıkılacağını biliyorlardı.
Ey güzel Mekke! Hakk'ın nizam adaleti için, bana oluyorlar engel Hakk din için bir bent.
Ama şimdi ben senden hicret edeceğim.
Garip bir mülteci yabancı gibi, cennet şehrinden sürgün gidiyorum.
Gözüm gönlüm sende Mekke..
Ama ben senden çaresizce, hüzünle...
Göz yaşlarımla adım adım kumsal çöllere düştüm.
Kaç kez dönüp dönüp ardınsıra sana baktım.
Bakmaya doyamadığım güzel Mekke!
Şimdi yoldaşım sadık dostum sıdıkların sıdıkı Eba Bekir Sıddık.
Benim can yoldaşım ve biz aç susuz kızgın. Kumlarda yolumuz Medine-i Münevvere bir garip mülteci olarak sığınacağım.
Bütün anı hatıralarım kaldı o güzel Mekke-i Mükerreme de.
Ensar kutlu Nebiyi bekler, gözleri yolumu gözler.
Yollarda bir garip mülteci kutlu Nebi.
Gönüllerde bir sevgi şefkat tahtı kurmaya yolcuyum.
Yolum Medine-i Münevvereye.
©doğukan01
H