Gecenin en köhne, en tenha vaktinden geçmişime özlem dolu bir merhaba.
Merhaba çocukluğum.
Kışlar serttir, hele de dışarda olana, üstüne giyeceği, sobasında yakacağı olmayana derttir. Bende bir kış günü gelmişim dünyaya. Müjde miydim yoksa dert miydim bilmiyorum. Duyacağım şeylerin korkusundan mıdır nedir bir şey de soramıyorum.
Çekirdek bir ailenin ilk göz ağrısı,
Kim derdi ki büyüdüğünde yürek sızısı olacak.
Düşe kalka büyüyen, bir merdiven gibi basamakları yara bere içinde çıkan, sonra o yaralarla aynanın karşısına geçip kendini tanıyamayan bir çocuktum ben.
Kimi zaman burnu kanayan, kimi zaman dudağı patlayan, yaşadığı her gün hayattan payını tastamam alandım.
Çocukluğu haylazlıklarla, geçirdiği kaza ve hastalıklarla, okul dönemi on üç yaşına kadar başarılarla geçen yaşamın gam yükünü her daim omuzlarında hissedendim.
On üç yaş demiştim ya hani benim için bir dönüm noktası. Adeta geleceğime kurulmuş ömür sofrası. Aldığım o karne, okul hayatımın sona erdiğini haber verdi.
Benim için çocukluk bitti, gençliğin heyecanı geldi ama tek başına değildi.
Ergenlik çağına girmeyen, bıyıkları dahi terlemeyen, bir yanı büyük adam gibi görünüp diğer yanı çocuk kalmış bir insan, hayatın tarlasına sürüldü. Oysa toprağına henüz yağmur düşmüş, tomurcukları yeni filizlenmişken.
Aradan geçen zaman ön dört yaşımda ölümün soğuk yüzüyle tanıştırdı beni.
Dedemin vefat haberini aldım kilometrelerce uzaktan.
Yine aynanın karşısına geçip gözlerimden süzülen yaşları izledim.
Aynalar, aynalar bana dostmuş onu anladım.
Zaman makinesinde kısa bir yolculuğa çıkmış gibi, ya da takvimden düşen bir yaprak gibi yılları dizdim tesbih tanelerine. Acı, tatlı ne varsa yaşadım, kaydettim hafızama.
İnsanın hatıralarına özlemi bitmezmiş.
Benim de bitmedi. Ve ben razı oldum bana yazılana.
Elhamdülillah.
©ikrar
I