(Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün)
l. Bend
Aşdu gussâm selvi-yârın biz ki sâkî mihnetim
Olsa mûrad kürrenin koysan taşar ki gâm-ginim
Ey ferah etsün dilim mey-sun olam sâkî çü gâm
Bir değüldür ol hezâran câmı kaplar şol demim
Bâğ-ı dehrin hep virür sâman vü gâm virmez dedük
Çoh fenâdur biz yanulduk tutsağuz hüzndür velîm
Hep dökülsün yemyeşildir yâ dirâht şol berglerin
Fasl-ı hâzânım gelüp gitsün bu ıyd şen mevsimim
Reng-i mey ol denlü neh umrumda ahmer yâr lebun
Bezmi men hecreyledü şevkim dudup tâ hasretim
Kaldu sersiz dünye ah çeksün hezarlar inlesün
Ey sabâ dehrden ki göçmüş şah haberler yay vahim
Men sevâdın-gerde düşsem kim nolur müştâkıyam
Hârlanır mî-kon tenimdem vûcudum hicrânıyam
II. Bend
Yâ bu dehrin nâsı ol sâhıb mürüvvet biz imiş
Mudtahid erbâba ol hemîşe hâzer eylemiş
Ey cihân şâhım tenin tâhir şu vechin mâh idi
Eyledün kâmu fiiller hep alâmet hayr imiş
Işk divârlar bigi tâhammül divârlar an yıkan
İki deryâ ortasından mülkü hûb feth eylemiş
Secdegâh itmiş şu edyârın diken bâşa hilâl
Ol teâlüflen gamın şol nâsadır açmış imiş
Kim bu denlü gâm duyulmuş hüznedür bilmem elem
Dâr-ı fânîden bu şâh bildim ki hicret eylemiş
Nâtüvânım hâlde nâşâdım felekden ey dilim
Şâd olam bî-çâre hâlden olsa hak virsen imiş
Men sevâdın-gerde düşsem kim nolur müştâkıyam
Hârlanır mî-kon tenimdem vûcudum hicrânıyam
III. Bend
Gayrı yansun dünye kim bir dâr-ı sıhhât olmasun
Kim duduşsun şol çemenler nâra bir hûb olmasun
Kâmu kül olsun cihân-ârâ dirâhtlar ol zemân
Bir dirâht bulmaz hezârlar âh ü fîgan inlesun
Âsumânın saf ü tâhir ebri durmazdur sabit
Arzadur ceyşün ider sevk şâhıdur çün arasun
Devr-i hakan tâb-ı çün seyyâreler nûr yayıyor
Vakte nûr etmüş ferâgat şâhı görmüş hicretun
Oh çeker hâsım mirâhdan âh çeker biz suldanım
Arzumuz gelmen ki oh eyler hasımlar kalmasun
Olsa zikr adun ki tevkin şâha olsun âşikar
Hüsrevim şol mersiyen kim câna mahzun eylesun
Men sevâdın-gerde düşsem kim nolur müştâkıyam
Hârlanır mî-kon tenimdem vûcudum hicrânıyam
Ferhat Sinan SANDAL
I. Bend
Ey İçki Dağıtıcısı! Dertliyiz. Derdimiz sevgilinin selvi boyunu aştı. Şu Dünya küresine dertlerimi koymak isteseler ağır gelir, sığmaz ve taşar.
Ey İçki Dağıtıcısı! Dertliyiz, tasalıyız. Gözümüzden akan o yaşlı kanlar bir kadehi değil, binlerce kadehi doldurur. Sen bize bir mey sun ki gönlümüz bir anlığına ferah bulsun, rahatlasın.
Şu dünya bahçesi bize hep huzur verir, dertli koymaz demiştik. Amma çok feci yanılmışız da üzüntünün esiri olmuşuz.
Ey Ağaç! Senin şu yeşil yaprakların sürekli dökülsün,
Sonbahar Mevsimi gelip de bayram ettiğimiz, mutluluk mevsimi olan İlkbahar gitsin artık.
Sevgili! Senin şarap rengi kadar kırmızı olan dudakların artık hiç umrumda değil, Özlemim beni eğlence meclisinden ayırıp zevkimi benden uzaklaştırdı.
Ey sabah rüzgarı! Önemli bir haber yay, dünyadan bir padişah ahirete göçmüş diye. Yay ki dünya başsız kaldı, tüm dünya ah çeksin. Bülbüller hüzünleri ile inlesinler.
Ben sana karşı olan özlemimden dolayı kara toprağa düşsem nolur? Bu ruhum benden, benim bedenimden ayrılsa dahi bedenim sana karşı olan özleminden, hasretinden ateşler içinde yanar, kavrulur.
II. Bend
Ey bu Dünya'nın insanları! O bizlere karşı iyilik sahibi, zalim kimselere ise her daim korku eylermiş.
Ey Cihân Padişahı! Yüzün bir ay misali parlak ve nurlu, bedenin ise temiz idi. Yaptığın her iş hayra alamet imiş.
Aşk duvarları gibi sağlam ve dayanıklı duran duvarları yıkan,
İki deniz arasında güzel bir şehri fetheden,
Kiliseleri camilere çevirip başlarına hilal diken,
Dostluk ile derdini insanlara açan,
Böylesine duyulan kederin, tasanın, üzüntünün nedeni nedir bilmiyorum. Öğrendim ki bu padişah bu ölümlü, gelip geçici yalan dünyadan ahirete göç etmiştir.
Ey gönlüm! Dünya'da mutsuzluk hâlim ile perişan kalmışım. Perişanım, Mutsuzum. Gönlüm bizim çaresizliğimizi görüp bana bir hak verecek olsa, beni haklı görse mutlu olurum.
Ben sana karşı olan özlemimden dolayı kara toprağa düşsem nolur? Bu ruhum benden, benim bedenimden ayrılsa dahi bedenim sana karşı olan özleminden, hasretinden ateşler içinde yanar, kavrulur.
III. Bend
Bundan böyle yansın bu dünya, yansın da yaşam yeri olmaktan çıksın. Çimenler ateşe tutuşsun, tutuşsun ki güzelliği yok olsun.
Dünyayı süsleyen tüm ağaçlar bir anda küle dönüşsün,
Bir ağaç dahi bulamayan bülbüller âh ve feryatları ile inlesinler.
Gökyüzünün temiz ve günahsız bulutu hüznünden yerinde sabit kalamıyor, bir o yana bir bu yana hareket ediyordu.
O bulut ki padişahımızı aramaları ve bulup da ona kavuşmak için yeryüzüne ordusunu indiriyordu.
Hareketli yıldızlar Ulu Hakan'ın zamanını aydın tutmak için parlaklığını yayıyor. Amma padişahın göç ettiğini görünce o zamana parlaklığını, nurunu yaymaktan vazgeçiyor.
Padişahım! Ahirete göç eylediğinden beridir ki biz dostlar âhlar çeker, düşmanlar ise sevincinden oh çeker dururdu.
Bizler geri gelmeni, tekrar dirilip başımıza geçmenizi istiyoruz. Zira sen tekrar gel ki meydanda oh çekip sevinen bir düşman kalmasın.
Ey Hüsrevim! Adın hatıra geldikçe, anıldıkça Sultan Fatih'e olan hasretin açığa çıksın. Şu mersiyen ki dostlara üzüntü getirsin.
Ben sana karşı olan özlemimden dolayı kara toprağa düşsem nolur? Bu ruhum benden, benim bedenimden ayrılsa dahi bedenim sana karşı olan özleminden, hasretinden ateşler içinde yanar, kavrulur.
Ferhat Sinan SANDAL
Bugün 3 Mayıs Fatih Sultan Mehmed Han'ın Vefatının yıldönümü olduğundan Fatih'e olan hasretimi bildirmek üzere yazmış olduğum Mersiyemi sizlere paylaşıyorum.
©hüsrev
H