_

Nârâların Sahrası

Kavak yelleri esen şu gönlüm yorgunluğumun kazılı olduğu düşlerim gibi kayrak.
Hoyrat bir rüzgârın meftunluğu kalfası olduğum duyguların esiri kadar kaypak.
Matemimde meltem çağdaş oluyor , seher vaktinde duyulmayan feryadım dilimin iklimlerinde sapak !
Küstüm çiçeğinin yapraklarını kapatması kadar veciz, köstek yaşanmışlığın nadasa makamında sözlerim hep ağlak...
Yüreğim yerlisi olduğum bu konuma yabancı gelmiyor nârâların sahrasına.
Dar geliyor aldığım her nefes göğüs kafesime zıpkınlar batarcasına !
Bulutlar yükünü gözlerime bırakıyor yağmurlar inci tanesi gözyaşlarım oluyor mahiyet meydanına.
Kan revan sözlerim sıralanırken çetinleşmiş duygularıma türbe olur ölü ruhum felek tohumuna...
Kalburdan geçmiş hislerim hasımı olduğu kalemimle ele veriyor beni, arkın bir şarkı nakaratı kadar vurgun !
Umdurulmuş hayallerim münzevi bir köşede gülistan oluyor, emzirilmiş sitemimden bungun.
Bu elemin dirliği çöl rüzgârı gibi geçiyor, şebaneler yıldızlar tarafından korgun.
Mana kapımdan kelâm zincirimin uzunluğuna dayanan kalbim sevda'dan gökkuzgun...
©_edalı_