Ne zaman başlarsam bitirmeden bırakıyorum öylece... Dilim tutulur, gözüm görmez olur, tutmaz ellerim. Bilmiyorum ne yapacağımı. Sevgi ve nefret, aşk ve intikam, tebessüm ve ağlama. Bilmem hangisi... Nefret kıvılcımları içinde mutluluğu arayan masumane yürüyüş, belki bir bekleyiş. Bahar'ı arar gibi, kışın bitmesi gibi, sadece bir hayal. Çıkıp şu güzelim karlı dağlara bağırasım geliyor, sesimin duyulduğu yere kadar, bağırsam... Belki güneşe kadar duyulur. gel mi desem çık git mi desem. Ey rüzgar! bugün de buradan es. Al selamımı özgürlüğe doğru götür. Oradakilere az kaldı de, az kaldı... Demir parmakların arkasında dört köşeli duvar arasında çıkıp, aydınlığa kavuşmak az kaldı de. Beyaz güvercinin gagasına dalı alıp, gökyüzüne renklerin arasına doğru uçması az kaldı de. İşte avucumu açıyorum, üzerimdeki siyah örtüyü de atıyorum... Kır kalemi Hakim Bey, kır. Yırt şu beyaz sayfaları, bırak tozlu raflara, tarihe karışsın kara dosyaların arasında. Unutma yerin altında bekleyen kara kömür, bir gün yerin üstüne çıkıp Elmas olacaktır. İşte sazımın ince teline dokunuyorum, seni besteli yorum. Ey hayat! Ey özgürlük! işte sözümü tutuyorum. Sen de giydir şu gömleği İmam Efendi. Cellat! getir şu upuzun ipi. Tut elimden çocuk, kaymasın ayaklarım, nasıl başladı öyle bitirmedi demesinler. Demesinler be. Dimdik dur başım öylece, dimdik dur kal orada...
©elebrar
E