Kibirle tüten nefesin yankısı,
Kayıp ahlakın derin sancısı;
Hırsın gözlerinde menfaat ışığı,
Hakikatin yolunda solan yanılsı.
İnsanoğlu, âciz, haddini bilmez,
Kendi nefsine tapar, unutur Rabbini.
Saltanat hevesiyle ördüğü yalan sarmalı,
Gökyüzü, hakikatin ağıtını sessizce fısıldar.
Ebû Leheb’in hırsı, Ebû Cehil’in kini,
Nefretle yanar, küfrün keskin ipi.
Velid’in gururuyla aldatılır halk,
Görmez mi gözler, hakkın âleme nakşını?
Tarih döner, suretler hep aynı,
Nefsi arzular boğar vicdan aynasını.
Maskeler düşer, hakikat bir an parlar,
Kulaklar kapanır, duyamaz ezanın sesini.
Ey nefis, gafletin dikenli bahçesi,
Duyar mısın toprağın şükür nağmesini?
Vahyin ışığıyla süslenmiş yollar
Neden ısrarın bu, neden çöller bu sessiz?
Âlemlerin Rabbi, sınırsız kudretin sahibi,
Aklın teraziyle ölçemez o hikmeti.
Fark et ki âcizsin, yok hükmünde benlik;
Her zerre, her birlik Yaratana döner gizlice.
Kendini oku, ey insan, bil özünü,
Mevlâna'nın sesi delip geçer gönlünü.
Sınırlı akıl idrâk edemez sırları,
Gönül gözünde yükselsin hakikatin nurları.
Bırak kin ve kibirle yoğrulan hevesleri,
Kalbinde açsın Rahman’ın tatlı nefesi.
Hakk’ın nuruna kavuşan er, gerçek dost,
Yüce makamda bulur teselli ateşini.
Ey garip insan, bu dünyada bir misafirsin,
Ebediyet yolunda sarsılma, sabret tüm günsün.
Her nefes ilahi bir çağrı, umut taşır;
Aklını, gönlünü tevhide koy, huzur bulur.
©hasanbey.
H