Sevr Mağarası'nın karanlığında,
Nur Muhammed gizlenir sırlarda.
Örümcekler örer ağlarını sessizce,
Bir sırrı saklar mağaranın kalbi derince.
İki melek iner gökten nur ile,
Peygamber'i korumak için her an bile.
Eba Bekir dost da yanında yoldaş,
Paylaşırlar bu zor anı, bu kutsal aşkı.
Birden bir yılan belirir karanlığın gölgesinden,
Muhammed'in adını duyar aşkın sesinden.
Yetmiş üç delik açar mağaraya girmek için,
Sevdalısı Peygamber'e ulaşmak için.
Eba Bekir engel olur bu sevdaya,
Can yoldaşını korumak için var gücüyle.
Yılan öfkeyle saldırır Eba Bekir'e,
Ayağını ısırır, acısını haykırır sessizce.
Göz yaşları akar Eba Bekir'in gözünden,
Ağrı sızlar her zerresinde bedeninin.
Peygamber uyanır bu hüzünlü sesle,
Sorar dostuna ne olduğunu, bu dertli sesle.
Eba Bekir anlatır yılanın saldırısını,
Ayağındaki yarayı, bu acılı sızıyı.
Peygamber yılanı çağırır yanına,
Sorar bu öfkenin sebebini, bu kederin kaynağını.
Yılan aşkını haykırır Peygamber'e,
Nur cemalini görmek için yanıp tutuştuğunu söyler derinden.
Yetmiş üç delik açtığını mağaraya girmek için,
Sevdalısına kavuşmak için her şeye katlandığını.
Peygamber Eba Bekir'e döner sevgiyle,
Dostunu affetmesini ister merhametle.
Yılan da söz verir bir daha asla incitmeyeceğini,
Peygamber'in ümmetine zarar vermeyeceğini.
Peygamber yılanın sırtını sıvazar şefkatle,
Bir mucize gerçekleşir o anda, mağarada sessizce.
Yılan mis gibi bir kokuya bürünür aniden,
Ve o günden sonra nesli çoğalır Mekke'nin diyarında sessizce.
Eba Bekir'in yarası her yıl sızlar yine,
Peygamber'in vefatı ile acısı artar her sene.
Tedavi için çare bulamaz bu dünyada,
Ve sonunda şehitlik mertebesine yükselir o kutlu can.
Bu hikâye bir sadakat örneğidir,
Bir dostluğun ve sevginin yüceliğidir.
Nur Mağarası'nda yankılanır bu destan,
Asırlar boyunca unutulmayacak bu kutsal emanet.
©hasanbey.
H