A

O...

Tanımadık,fakat çehresi aynası,
Uzak şehre ilk bakışıydı.
Yeni doğan gözde,görmenin kutsanmış erdeminde
Aynı terde birikerekten denizleşen çölde
Yine de serap
Kapıda sokak gözleyen,
Sezgisiyle düşman seyreden,seyredilendi de.
Yani yeri olacak ki nedene uğramadan,
Nedense yaşlanmayan,
Ay teni tırnağında boşluk doğuran
Ayaklarına yaslanıp,
Kolunun altına,beline dek kanat gerendi de.
Solunda sükutla kükreyen.
Kanın kokusuyla aynı kemik tasında
Aynı tattan mütemadiyen beslenen
Devir daim eden saatinde akrebi bir eda,bir nazdı.
Kıskacında zehri iki par dilenen gül kokusunda
Az kimsenin zehirlendiği çiçeklere damlatılmış duru baldı.
Ehilleştirilmiş,dizgine gelmiş bir ejderha dolanırdı
Bahçesinde.
Ayak bileklerinde.
Dumansız saf ateşte.
Örttüğüyle kafi
Öptüğüyle dudak payına inerek beliren gökte
En zayıf tarafa işkence eden kırbaçtı da şaklayan,
Açtıkça ağzını lal bir dil,koptukça yenilenen kuyruktaki seste.
Çizgi çizgi ayrılan derisi,kan gölü ve derin
Hayır!
Gayet naif, sığ ve oldu olası ince.
İmzaya basacak bir adım uzaklığı arardı
Yol çizilen,yönden mahrum edilen eserde,
Her gece
Her hece ve yavan resmin tuttuğu her düş yoğuran elde.
Hele bir düşsündü,
Sonra hem kalem ucunda demir bilye,
Hem damarda kuruyan mürekkep
Çürümekte iş tutardı gitmek üzere ayaklanan yüzde.
Durmaksızın yoğruldukça ateşe hazır
Biçimden biçime ustaca sokularaktan
Sıvılaşan kapta katılaşarak kalırdı kazanılan ganimette
Keskin silah gibi parlardı
Topyekünsüz,birdenbire girilen cenkte.