Özlemek bir bencillik aslında;
“öz”ünü verdiğinin, “öz”ünle gitmesi,
canının “öz”süzlüğünde can çekişmesi.
Zihninin geceler boyunca anılarla sevişmesi.
Özlemek; ızdırabını uzatan ilaç gibi, ve bir melankoli.
Sabahlara kadar kalbinin acılarla dans etmesi,
her gün doğumunda “öz”ünün ölüp ölüp dirilmesi.
Özlemek; bir şarap şişesinde boğulmak gibi,
veya buğulu bir rakı kadehi sanki.
Özlemek: yağmurun yanaklarına yağması, kalbindeki volkan patlaması,
aklının ona tutulması ve dünyanın durması..
Özlemek; sanki bir cenaze namazı, kendin hem tabut hem de musalla taşı,
atmak gibi üstüne o ölü toprağını ve okumak ardından “el fatiha”yı.
Özlemek; unutmaya çalışırken hatırlamak; bir kokunun beynine şimşek gibi çakması,
herhangi bir şarkıda boğazında düğümlenen o acı ve yanlışlıkla bulduğun bir diş fırçası.
Özlemek; binlerce sesin arasında bir sesi duymaya çalışmak, her duyduğun sesi “o” sanmak,
duyduklarının peşinde koşmak ama aradığını hiç bulamamak…
Özlemek; aynadan gözlerine derin derin bakarken gözlerinden içeri girip zamanda geriye gitmek,
odadan odaya zaman yolculuğu yapmak ve en sonunda bir hiçliğe düşmek.
©huscan85
H