Konuğu benim yalnızlığın ulu bir derya gibi,
Akan nehirlerin göz damlaları ile büyüyen.
Ahbabı çok, yok olan sözlerin deryası bu...
Gülümün sararan, dökülen yapraklarını yutan kara toprağın soğuğu.
Bu soğuklarda üşürüm,
Üşürüm kendi gölhemin ayazında.
Mehtabı gece değil rüyalarımda yaşadım.
Gel gitlerim oldu günahlara,
Ama kendimde kayboldum hep.
Eyy maviyi kızıllaştıran güneş!
Günü batıran ve doğuran büyük mimar.
Perdenin rengi soldu, doldukça açıldı kalbim yalan hayata.
Yabani kaldı saf düşler,
Yabaniler oldu temizlikte dalga geçen.
Mısaralar aldı beni, salmaz şiirlere, kentlere, gözlerine.
O siyah gözlerinin parlaklığı...
Ahh o siyah hayallerim.
Tut ucundan da olsa parmaklarımı.
Üşümüş, titremiş hayal kırıklıklarım,
Ateşini saklama.
Yanar gece ateş böceği,
Yanar ki ne yanar sevdasına.
Gece olunca yanarmış oysa ki tüm sevdalar!
Yanarmış bir Leyla uğruna.
Tepeleri aşarken deldim Ferhat gibi,
Ne adımı ne sanımı bilmezsin.
Senin dudaklarında sevgiyi yitirip yalın bir ad kaldı adım.
Adını yitirdim mukkadderdir adın...
Sakladım sırını saldım güvercinlerle,
Kuşlardan da mı almadın haberimi,
Alsan da almasan da geceye battı beyaz perilerim.
İstesem de istemesem de gece artık
Kaderimdir benim.
©geceist
S