Dilime batan kıymıkların birikmişleri tüketir kelâmların asiliğini.
Arpa boyunu geçmeyen gizemlerin hatrıyla gönül tuvaline çizebilir misin sevgi zincirini ?
Ben nasıl tüketebilirim içimde ki sana olan özlem çiçeğini !
Pas yeniği gönlümün küfüne serer misin pervasız enginliğini?
Ayrılığın sırası var ; gönlümün nazı dinmez sızısı, döksün kızıl dudaklar sevgi makamında ki mücevherini...
Çağın mumu yanıyor, dilberi oturuyor, ayyuka kalkan eller geceyi hükümran kılıyor !
Mecali yitmiş umutların münzevi köşesinde yorgunluk akıyor.
Nükteli düşlerim bugünde gönlümden seni düşürmüyor.
Saklım mesken tuttuğun ayrılıklarda hasret goncasını biçiyor.
Hâkkın haksızlığına uğradıkça dil iklimlerinde korkular doğuyor...
Koyu griye boyanmış hayallerin belirsizlikleriyle mahmur bir sevdanın kıyısına sandalla varmaktır.
Edalı bir şiir asudeliği, papatyalar narinliği anlatır.
Kuruntu perdesinde ümitler göç gecesi çölde saftır !
Sükûnet incisinin kuytularında ki kırgınlık en büyük kırıntıdır...
©_edalı_
_