roman gibi bir kadındı
sevildikçe çoğalıyordu sanki sayfaları..
yazar gibi bir adamdı
sevdikçe yazıyordu kadını...
sevdikçe yazıyor, yazdıkça seviyordu..
roman gibi kadın.
eski bir aşkın hamalıydı
yüreğinde taşıyordu aşkını
yükü ağırdı..
yazar gibi adam.
anlamaya çalışıyordu kadını
gittikçe seviyordu
sevdikçe kalıyordu kadının gözlerinde.
kadın yüreğinde taşıdığı aşkının
acımasızlığında boğuluyordu.
unutmak istiyordu.
kolay değildi
unutamıyordu..
esir düşmüştü unutamamanın pençesine.
adam unutturmak istiyordu kadına..
çünkü seviyordu.
sevdikçe kalıyordu kadının yüreğinde.
çünkü biliyordu, unutturamazsa
sevemezdi kadın..
zaman hüzünlü bir sonbaharı kucaklıyordu
adam başaramamıştı unutturmayı
kadın başaramamıştı unutmayı.
adam hala seviyordu.
sevdikçe kalıyordu kadının yüreğinde..
acıları olgun bir sonbahardı
kaldırımlar ayrılığı giyinmişti üzerine..
roman gibi gidiyordu kadın..
romanın en dramatik sahnesinde kalır gibi,
kalıyordu adam..
adam seviyor, kadın gidiyordu
kadın gidiyor, adam kalıyordu .
bir sonbahardı,
acıları olgun, hüzünleri taze bir sonbahar..
cinayet gibi gitmişti kadın,
ölüm gibi kalmıştı adam...
giden kalandı aslında, kalan ise ölendi..
çünkü ayrılık;
giden kalan meselesi değil, ölüm kalım meselesiydi..
İsa Ulufer
D