U

RÜYA

Bir yabancı gibi bugün, her gece altında sabahladığım meşe,
Üzerinde yürümemi istemiyor gibi kaldırımlar.
Dumanı tükenmeyen günler, küle döndü denizimde!
Boğazımda düğümlenen sözler kadar tıkayıcı artık sabahlar...
Artık renklenmiyor bahçemde çiçekler
Uçmuyor kuşlar, ya da dinmiyor bu sert poyraz!
Acıtmıyor artık öncelerinde yıkan darbeler,
Ceriham derin, belki içimi yakıyor biraz...
İçimdeki çocuk sessiz, içimdeki çocuk dingin!
Gözlerim mayhoş bakıyor bu diyara,
Saptığı çıkmazlarda bir başına kalbim!
Sonu gelmez bir sükuta mahkumun fütursuzca..
Yoksunluğumun rüzgarıyla savrulan mihnet,
Beni de katıyor içine, öylece götürüyor meçhule.
Yıkılmış, köhne yüreğimde bir töhmet,
Biçare bırakıyor beni, gömüyor matemlere...
Ben, bu sokakların kapı kapı gezen anısıyım.
Her zerremden dağıttıklarımı topluyorum şimdilerde...
Pervasız ruhum yapayalnız; kapkarayım, kaskatıyım,
Bir ölü misali bu siyah şehirde...
Derin bir girdap içinde sürükleniyorum.
Her gün doğan güneş bugün yok, bugün ölü o da!
Her bir adımımı geriye dönük atıyorum,
Paranoyama yerleşirken bu derin elveda!
Siyahla beyaz arasındayım, yutkunuyorum.
Kayıplardayım velhasıl, aşağılarda en derin kuyularda...
Dümensiz bir gemi gibi kontrolsüz ilerliyorum.
Özgürlüğümü çalıp götüren hain dalgalar, sürüklüyor bataklığa...
Sonlara doğru ilerlerken, rehavet yükseliyor ağırdan ağıra.
Sağanak bir yağmur sonrası ben, sırılsıklamım...
Zalimce kapatıyorum gözlerimi yavaştan yavaşa...
Gözümü açtığımdaysa sadece izbe bir perondayım.
Hayatın aziz oyunlarından birine kapılıp hasta oldu yine ruhum.
Ah bilmem, bilmem ne zaman düzelir?
Bir ömürlük kısacık sürede, karanlık bir hülyada yok oldum.
Ah bilmem, bilmem bu rüyaların derdi nedir?
u.printer