Ben, toprağın kulağında büyüyen fısıltıyım,
Sadakatle göğe dönen bir başım.
Bir annenin gözyaşı gibi saf,
Bir şehidin yemininde ağır…
Sancağa yemin ettim,
Al bayrağa,
Göğe değen dua kadar temiz kalmaya.
Sürgün yedim, ihanet gördüm,
Ama kalbim eğilmedi zalimin önünde.
Sadakat ne bir sus payıdır,
Ne de geçici alkışların soyunmuş hâli.
O, içini kanatır bazen
Ama yüzünü dönmez mazlumdan.
Nice değerlerimiz düştüğünde,
Kırmızı çizgimiz yerle yeksan olduğunda
Bir çocuk tuttu bayrağı
“Ben buradayım!” dedi,
O an sadakat bir ses oldu;
Üşüyen minik ellerde ısındı vatan.
Gecenin en koyu yerinde
İçime çöken sancıyla yürüdüm:
Bir elimde Kur’an,
Bir elimde resim —
Şehadetle gülümseyen bir yüz.
Ve ben,
Her ihanette biraz daha büyüdüm.
Çünkü sadakat,
Kırılmayan yerden kök salar.
Ve en sağlam ağaç,
Fırtınada belli olur.
Ey gidenler!
Ey dönen rüzgârlar!
Biz bu toprağa ihaneti gömdük.
Mavi göğe baş kaldırdık ama
Kızıl kana yüz sürmedik.
Sadakat, bir kalbin susmayan duasıdır.
Ve ben hâlâ buradayım:
Bir sancak gibi dik,
Bir dua gibi sessiz,
Ve sadakat gibi sarsılmaz…
©mahbube
M