Soğuk bir kış günü turuncu loş ışıklı sokak lambasının altında...
Üşüyen bedenim değildi, yüreğimdi aslında...
“ Hicret edip gönlüne, bir ömür mültecin olmayı düşlerken, sürgün olupta sana gurbette sana hasrette olmak varmış kaderde.....”
Şimdi ortak bir belki’ye sığmayan hayatlarımız, kimbilir hangi insanlarla hangi bilinmezliği yol alacak...
Yoruldum, yoğruldum...
Bir fotoğrafçının “ gülümse “ demesi ile öğrendim...
Gülümsemenin çocukluğumda kaldığını...
“ Kekik kokusu sinmiş dağ yamaçlarında bıraktım çocukluğumu...”
Özgürlüğümü umutlarımı yarınlarımı....
Peşinsıra düştüm ardına....
Ah “ imkansızım...”
“ Benim sevdamı rüzgârlara haykıracak kadar cesaretim, ve yağmurlara ağlayacak kadar hüznüm vardı...”
Bu hoyrat sevdadan, yalancı mutluluktan aldım payıma düşeni...
Ve ben ne çok şey kaybetmişim aslında senin dışında’da...
Çocukluğumu çocukça gülüşlerimi....
Oysa ben çoktan ödemiştim senin uğruna kaybettiklerimin bedelini....
Ben çok önceleri huy edinmiştim hergün, ölüp ölüp dirilmeyi...
Benim gökyüzüm dar geldi sana...
Ne zaman gülüşün gelse aklıma içimde bir yerlerde sen açıyor...
Uzak bir şehrin coğrafyasında...
Sana kanıyor, ve sana susuyorum...
Ben seni sevmenin bedelini çok ağır ödüyorum...
©eminbarut
E