iki katlı dört daireden oluşuyordu,
alt katında biz oturuyorduk,
eski ahşap kapıları gacur gucur.
buğlu bozuk pencereleri açılır açılmaz,
soba tüten odada sıcaklık mutluluk verici,
omzumu yasladığım duvarın rütübeti üstümde,
kokusu hâlen burnumda tütüyor.
dısarda kar...
cama yüzünü dayamış, o çocukluk ruhum parmak izlerini bırakmış...
sobanın közünde patatesler mis kızarmış,
ikigözlü odanın bir çekyatına iki kardeş,
korktuğunda sarılacak iki çift ayak,
rüyalarında yarınları da hep iki kişilik bir yatak...
camı kırılmiş kapıya sarılmış bir gazete yaprak,
sabah kahvaltısıda,akşam yemeğide toplu bir tabak,
sarı evde biz yaşardık,
beş kişi ile mutlu yatar,
sabaha aydın uyanırdık,
elbisemiz eski ayakkabımız yırtık,
aç karnımızı bir çorba ile doyurur.
çalmadan haram yemeden yaşardık,
o sarı evden yaşam bulmuş benliğim,
anlamazların dünyasında yoksulluk yoktur.
musluğu açar kapatmak bilmezler,
yediği yemeği çok yapar çöpe atarlar,
bir odadan diğer odaya giderken ışığı açar,
sabaha kadar kapatmasını bilmezler,
36 numara ayakları olan bir çocuğa,42 numara baba ayakkabısı giyip okula giden bir çocuğu ne anlar,nede elindekinin kıymetini bilmezler,
o sarı evde yaşanmışlık var,
yüreğinden dökülen yaşların,
iki damla göz yaşı olduğunu sanmaz,
yılların kalp çarpması gibi bir gerçeklik var.
21 Ağustos 2021
©byde
B