Şimdi kanadından kopardığımız kuşu serbest bırakıyoruz.
Savaşlar bizi böyle yıkıyor.
Amansız hengamelerde günahsız aşklar ölüyor.
Şimdi gönüllerden tükenmiş olanlara sesleniyorum.
Bu çocukluk gibi!
Çocukluktur!
Çocukça mutlululuklara ulaşılmayan yerde.
Şimdi dilde yenilgilerin tadı var,
Başka, başka hallere bürünürken,
Hiç tadmadığımız isimlerimizi anıyoruz...
Şimdi şarkılar bombardıman.
Erken baskınlardan kaçamayan ölümlerimiz var.
Uçuşlarından dönemeyecek hayaller kurduk.
Onları ipliklerle asılı bıraktık ardımızdan.
Sırma tellerden ve sarı saçlarından...
Şimdi enkazda dans ediyoruz,
Kahve içiyoruz,
Ölü şerbetiyle sol mezarlarımızı açıyoruz.
Kapıları güneşe,
Pencereleri denize,
Gözleri nehire çeviriyoruz.
Tam burada!
İşte tam da burada!
Bir ceset toprağa, bir ceset sulara.
İpliğe asılı hayaller toplanır ve saklanır, bir zamandan başka bir zamana...
İnsanların konuşmasını yorumlamak ne kolay!
Hangi matemler denizleri mezar taşlarına çevirir?
Ölümlerimiz için hangi şiir söylenir?
Ve bizi canlandırır mı içine gizlenen bir çiçek?.
O kocaman gülümüz bizim tek şaşkınlığımız;
Yeryüzündeki suçumuz,
Bahçeli evimiz, balkonumuz.
Cennetin krallığında topraklarımız.
Şimdi herşey bir el hareketli veda!
Katliamın kükremesinden, eski zaman gibi beyaz bir el.
Ölümden sonra ölüm gibi serbest bir el.
Aşkın mekanından koparıldığını söyler.
Anlaşmazlık taşlarıyla uzlaştığını söyler...
©mustafaks
M