Bir gün dudağından dökülen iki kelime ile çıktın gittin dünyamdan.
"Görüşmek üzere..."
Ne kadar da sahteydi bunu söylerken bakışların ve dudakların.
Biliyordum aslında ama, bahsetmedim sana bunun öylesine söylenmiş bir veda cümlesi olduğunu anladığımdan.
Şimdi bir köşeye oturup, yasladım sırtımı duvara.
Düşündükçe düşündüm, önce seni, daima seni.
Sonra saydırdım gittiğin gün ağzından çıkan laflara.
Bir ben kaldım şu boş odada, bir de hayalini koydum yağmur bulutlarına peşkeş çeken gözlerimin buğusuna.
Hafiften karanlık çöktü, yakmadım lambayı.
Seviyorum bu odayı hayalinin karanlıkta saçtığı ışıkla aydınlatmayı.
Şimdi geldi seni karşıma alıp konuşmanın zamanı.
Buğulu gözlerle, sadece seni izleyen bir ben ve elimi uzatsam da biliyor olmam dokunamayacağımı.
Bir gün tekrar karşıma çıkacağına asla inanmıyorum,
Tam da bu yüzden ya zaten uzun süredir hayalinle konuşuyorum.
Tam da bu yüzden ya zaten, geceleri odamı hayalinle aydınlatıyorum.
Neyse, yine geldi çattı konuşmanın vakti...
Tabi sen şimdi bilmezsin, vaktin geldiğini nasıl bildiğimi.
Her akşam aynı saatte koyuyorum hayalini önüme, ayın şavkı vurana kadar izliyorum seni.
Sonra başlıyorum konuşmaya kapatana dek gözlerimi.
Evet, ben gecenin bilmem kaçında soğuk duvara sırtını yaslamış, bir garibim ve ömrüm sensiz tükenmekte.
Bir gün karşılaşmak nasip olur mu bilmem ama, uzun uzun bakmak istiyorum o zaman gözlerine.
Sonra, ilk kez elimi uzattığımda emin olmak istiyorum kaybolup gitmeyeceğine.
Hayalin gibi...
Bir de, belki sen de halâ aç olursan eğer güzel bir kalpte sevgi görmeye,
Senin yaptığını yapmam sana, dilimden düşmez bir "görüşmek üzere"
Benden sana tek temenni,
Sevilmek Üzere.
©safderunby
S