Deniz olmadan șiir olmaz. Masmavi gökyüzü olmalı karșında ya da rüzgar getirmeli sana denizin kokusunu. Bilmelisin denizi göremesen de O çok yakın da.
Anadolu'yu uzak mı zannedersin denizden? Kaldır bașını bozkır da gökyüzüne, masmavi örter üzerini dağların ve ovaların. Bulutların tamamı beyaz beyaz umut olur...
Saz,bağlamayla bulușur,keman balkanlardan koșar gelir,darbukayla șarkılar her yerde söylenir... Balıklar sofrada da güzel. Roka,domates,soğan Anadolu'da göller ve barajlar sofralar da güzel balıklar.
Tüm gün tembellik edip uzatıp ayakları dalmak gökyüzüne,gökyüzünden denize... Sandallar,gemiler,teyyareler, karıșır bir birine... Salaș üstün bașın dostlara selamlar kesișmiș yollarınız onlar olmuș senin arkadașın...
Ne diyordu Neșet Ertaș;“Denizi seyretmek gibidir bozkırda gökyüzünü seyretmek.”... Șiir yazmak yașamak kalem kağıt elin de beyaz badanalı evlerin masmavi ahșap pencerelerine dokunmak.
Rum'ların gittiği taș evlerde çektirmek fotoğraf. Senin burası oğlum! Demek senden sonra gelene... Kaleler dağlara kurulu,otlar sararmıș yaz havası çekmek ciğerlere...
Tadı damakta ayrılmak,dönmemek geri. Anadolu'da senin,deniz de , aldığın her nefeste baktığın her yerde.... Ne kadar yazsam anlatamam,bazı duvarlar var konușsa dayanamazsın.
Duvarların dili neden yok daha iyi anlıyorum. Șiir yazılır heryere tașlara ve duvarlara denize yazılmasada yazdırır deniz seven adama tașlara ve duvarlara çok șanslıysan kalemle kağıtlara.
Dürbün elinde gözle gelenleri,masmavi gökyüzü kara trenleri iște karșın da vapur ya da gemi bıkmadan,usanmadan,sabrederek ebediyen gelecek günleri beklemeli....
©uğurünver
U