S

Şiir Zehir mi? Pan Zehir mi?

Şiir acıyı sever, göz yaşı, hüzün, bir yerlerde yağan yagmur tanelerini sever.
Şiir bir evlâdı anne babasına olan sevgisini, özlemini sever.
Hasret kokan yürekler sever şiir.
Ben bir şiirin mutluluğu sevmeyi umutla beklediğini gördüm fakat, henüz sevdiğini görmedim.
İlkbaharı anlatırken de ağlıyordu yağmurlarla.
Güneş doğduğu için sitem işitiyordu şiirden.
Yaz günlerinin coşkusunu anlatan bir şiir duymadım ben mesela.
Şiir en çok sonbaharı sevmişti,
sararan yaprakları savuran rüzgarı ve ıslatan yağmuru.
Beyaz kar tanelerini her ne kadar zarafetle tarif etsede, o beyazlıktaki ferahı sevmemişti.
Ve siir en çok dağladığı için sevmişti zarif yürekleri,
Bize de şiir en çok zarif yüreklere yakışır demek düşmüştü, kandırılmıştık halbuki.
Yaralarımız bir tek bizi ilgilendiriyordu, bir tek biz kimseyi rahatsız etmeden çekilmiştik kabuğumuza, ve şiir bizim ev sahipligimizi sevmişti, bunada şiir zarif yüreklere yakışır demiş bizi inandırmıştı.
Çocuktu yüreklerimiz hüzne büründük, bu yüzden şiir'in bizi sevmesine müsade ettik.
Belki bir anne sevgisine veyahut bir baba şefkatine sarılır gibi şiire sarılmıştık.
Kalbimizde hangisinin sevgisi yarım, hangi acı daha derinse ona bağladık kendimizi bu yüzden şiirlerin yüzü bizden, bizimde yüzümüz şiirlerden sebep hiç gülmemişti.
Katilimiydik birbirimizin yoksa birbirimiz için tasarlanmış birer pan zehir mi?
©sessiz_ada